Sevgili Okur,
Son aylarda Ayhan Sicimoğlu gibi oldum. Bu yazımı da Antalya’nın sıcaklara “merhaba” diyen bir sabahından yazıyorum. Projelerin teslim zamanları yaklaştığında, iş sahipleri sözleşmeye attıkları imzanın heyecanını ve konforunu yaşıyorsa, işin bitimine yaklaşırken oluşan stresi de yerinde çözebilmelidir. Ben böyle düşünüyorum.
Bu düşünce, Van’daki Çavuştepe Kalesi yazıtlarında geçen o meşhur ifadeyi hatırlatıyor bana:
“Burada daha önce hiçbir şey yoktu. Bu kaleyi ben yaptırdım.”
Urartu Kralı II. Sarduri yaklaşık 2800 yıl önce söylemiş bunu. İnsan hep başarmak istemiş. Ama daha önemlisi, başarının zorlu yollarından çıkabilmek istemiş.
Bugünün iş dünyası ise özellikle işinin başında olmayan lideri cezalandıracak.
Geçen günlerde “beden körlüğü” diye bir kavram duydum. İnsan kilo aldıktan sonra bir gün aynaya bakıp “Ben nasıl bu hale geldim?” diye fark ettiği an işte. O ana kadar bedenini tanımıyor aslında. Bilimsel olarak farklı açıklamaları vardır elbette ama özü şu: İnsan bazen kendine yabancılaşıyor.
İş dünyası da tam olarak böyle işliyor.
Lider, işinden uzaklaştığı anda sistem domino taşları gibi dağılmaya başlıyor.
Geçenlerde köklü bir firmada satın alma sorumlusu olan biriyle konuşuyorduk.
“Bizim çekleri alıyorlar, aradan bir saat geçmeden faktoring firması arıyor; çeklerinizi kırdırmak istiyorlar diye…”
Gelinen nokta bu.
Şu an para saklambaç oynuyor. Nereye saklandığını bilenler ise gözlerini zamanında kapatmayanlar.
Peki böyle diye ticaret olmayacak mı?
Elbette olacak.
Bu durum yeni değil. Urartu Kralı II. Sarduri zamanında da yaşandı, bugün de yaşanıyor, yarın da yaşanacak.
Asıl değişmesi gereken zihniyet.
Her şeyi piyasaya yüklemek kolay. Ama proje teslimindeki stresi omuzlamak gibi, iş dünyasının her evresini de omuzlamak gerekiyor.
Aldığı çeki kırdırıp daha tedarikçiye sipariş açmadan lüks araç alan firmalar gördü bu gözler. Aynı firmaların bugün piyasa borçları altında ezildiğini de…
Sorduğunuz zaman ise cevap hazır:
“Piyasa bizi yordu.”
Hayır.
Bazen insanı piyasa değil, kontrolsüz hırs yoruyor.
Evet, Türkiye paraya ulaşmanın zorlaştığı bir dönemden geçiyor. Emek verdiği halde hakkını alamayan, mağdur olan onlarca firma var. Bu da gerçek.
Ama benim bakılmasını istediğim yer başka:
İş insanı, disiplinini kaybettiği anda yönünü kaybediyor.
Bu katı bir disiplin de değil üstelik. Antalya yolunda dinlediğim Robert Greene’in Ustalık kitabında, Albert Einstein örneğinden bahsediliyordu. Ustaların zihinsel yoğunluğu fiziksel ritüellerle dengelemesinden… Keman çalmak, yürüyüş yapmak, elleriyle bir şey üretmek…
Belki mesele tam olarak budur.
İnsan, işinin başında olmadığı an değil; kendinden uzaklaştığı an kaybetmeye başlıyor.
Sağlıcakla.