KAYYUM KEMAL’İN GÖREVİ: CHP’Yİ KİTLEMEK

Saray tarafından kayyum Kemal’e tevdi edilen görevin Cumhuriyet Halk Partisini kilitlemek, kaosa sürükleyerek yönetilemez hale getirmek olduğu aşikardır.

Böyle bir durumda kayyum Kemal’e güvenip, bu nasılsa yola gelecek sağduyulu davranıp eninde sonunda kurultay yapacak düşüncesi ile hesap kitap yapmak ise çok ama çok tehlikelidir.

Bu tehlikeye dair çok önemli bir ipucunu Kayyum Kemal’in taifesinden Barış Yarkadaş TV100’deki konuşmasında verdi!

Barış Yarkadaş: “Şimdi Özgür Özel ve arkadaşlarına, o ahlaksızca Kemal Kılıçdaroğlu'na saldıran milletvekillerine söylüyorum; önümüzdeki hafta diyelim Türkiye'de cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimi var. Madem partinin genel başkanısınız, madem partiyi yönettiğinizi iddia ediyorsunuz; hadi gidin Yüksek Seçim Kurulu'na 600 milletvekili adayının ismini, CHP'nin cumhurbaşkanı adayının ismini, fotoğrafını, üniversite diplomasını verin de göreyim.” Dedi...

Barış Yarkadaş bu konuşması ile aslında tam bir “gafil muhbir” gibi çok önemli bir planı da ifşa etmiş kayyum Kemal’in elindeki imkanlar ile ne yapmayı planladığını anlatmış.

Kayyum Kemal’in derdi Cumhuriyet Halk Partisinin kazanması değil, onun derdi Cumhuriyet Halk Partisini yeniden kontrollü muhalefete dönüştürüp AKP’nin kazanmasını garanti altına almak.

Bu kafadaki insanlar ile rasyonel zeminde konuşup uzlaşmak asla mümkün değildir. Bu yüzden de Özgür Özel ve yönetimi mücadele stratejisini buna göre ayarlamalıdır diye düşünüyorum.

Sakın ha kamuoyu baskısı, seçmen endişesi, oy hesabı falan bunları yola getirir, aklı selim ile davranırlar filan diye de düşünmeyin Kayyum Kemal artık tam bir “intihar bombacısına” dönüşmüş bulunmakta ve “bana yar olmayanı kimseye yar” etmem gayreti ile hareket etmektedir.

Cumhuriyetin kurulduğu günden bu güne bir çok parti iktidarlar tarafından kapatılmıştır tamam ama ilk defa böyle bir şey yaşıyoruz. AKP yargı kolları vasıtası ile partiyi kapatmak yerine kilitlemeyi, kaosa sürükleyip felç etmeyi düşünüyor. Daha önce böyle bir deneyim hiç yaşanmadığı için kimse nasıl mücadele edeceğini, hangi stratejiyi uygulayacağını da bilmiyor.

Bakın geçtiğimiz günlerde Demokrasi Platformu’nun düzenlediği Bahar Konferansları’nın ikincisi, “Adalet Hemen Şimdi” başlığıyla İstanbul Fatih’te gerçekleştirildi. Burada konuşan AYM’nin eski Başkanı Haşim Kılıç, CHP’nin kurultayına yönelik verilen ‘mutlak butlan’ kararına ilişkin “Keşke kapatılsaydı, bundan daha iyi olurdu diye düşünüyorum. Kapatılma kararından çok daha ağır bir kararla karşı karşıya kaldık. Demokrasinin vazgeçilmez unsurları olan siyasi partiler adına çok üzücü bir gelişme” ifadelerini kullandı.

Bende Haşim Kılıç’a katılıyorum, bir partiyi kapatmak bile bu yapılanın yanında çok daha çözülmesi, strateji oluşturulması ve mücadele edilmesi kolay bir durumdur oysa bu günkü durum git gide içinden çıkılamaz bir hal almaktadır.

Hal tam “delinin biri kuyuya bir taş atmış kırk akıllı çıkaramamış” deyimindeki duruma benziyor kimse ne yapılacağını ,bu taşın nasıl çıkarılacağını bilemiyor.

Haşim Kılıç, konuşmasının devamında ise: “Bundan sonra bütün partiler bu yolla, asliye hukuk hâkiminin kararıyla etkisiz hâle getirilebilir. Kapatmaya gerek yok. Şu hâle bakın. Çok yanlış buluyorum. YSK’nin görev yetkisi gasp edilmiştir” demiştir.

Kararın anayasaya aykırı olduğunu ifade eden Kılıç yeri gelmişken YSK’yı da eleştirdi ve “Bir anayasal kurul olan Yüksek Seçim Kurulu’nun kendi görevine sahip çıkamaması beni üzdü. Anayasada seçim sürecindeki tüm konuların çözüm yeri YSK’dir. Seçimler kamu düzenini o kadar etkiliyor ki YSK’nin kararlarına karşı bir başka merciye başvurulamıyor. Ama bir asliye hukuk mahkemesine yapılan müracaatla böyle bir karar alındı” dedi.

Sonuçta sadece Haşim Kılıç’da değil tüm hukukçular durumun vahametini ve hukuksuzluğunu vurguluyor.

Eğer Yargıtay çok kısa bir zaman içinde çıkıp bu butlan kararını ortadan kaldırmaz veyahut YSK çıkıp mazbata ve CHP’nin meşru yönetimi Özgür Özel ve ekibindedir demezse bu yaratılan kaosu ortadan kaldırmak hiç de öyle kolay olmayacaktır.