Kart Borcuyla Dönen Bir Hayat: Sessiz Çığlık Büyüyor

Gündemin bitmek bilmeyen sarsıntıları arasında, vatandaşın cebi her zamanki gibi en sessiz ama en derin yarayı taşıyor. Ekonomideki dalgalanmaların, zamların, yeni düzenlemelerin gürültüsü içinde asıl mesele; milyonlarca insanın nasıl ayakta durmaya çalıştığı, nasıl borçlanarak günü kurtarmaya çabaladığı. Kredi kartlarına ve kredilere ilişkin yeni rakamlar, aslında uzun süredir hissettiğimiz bir gerçeği yeniden yüzümüze vuruyor: Ülkemiz vatandaşları, borçlanarak yaşamaya çoktan mahkûm edilmiş durumda.


Türkiye Bankalar Birliği Risk Merkezi’nin verileri, tabloyu tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor. Ülkede 40 milyon kişi kredi kartı borçlusu. Bu, borçlanma ehliyetine sahip neredeyse her üç kişiden ikisi demek. Kişi başına düşen ortalama 66 bin liralık kart borcu, geçen yıla göre yaklaşık yüzde 50 artmış. Kredi ve kart borçlarının birleştiği toplam yük ise kişi başına 123 bin liraya dayanmış durumda.
En can yakıcı olan ise gençlerin durumu. 18–29 yaş arası gençlerin yüzde 74’ü borç sarmalında. Gençliğin en üretken dönemini borç ödeyerek geçirmesi, geleceğin elinden kayıp gitmesi demek. Türkiye’de borç, artık zenginleşmek ya da yatırım yapmak için değil; yaşamı sürdürebilmek için bir zorunluluğa dönüşmüş durumda.


BDDK’nın son bülteni de bu tabloyu doğruluyor. Bankacılık sektörünün toplam kredi hacmi sadece kasım ayının ilk haftasında 27 milyar lira arttı ve 21.6 trilyon liraya yükseldi. Buna karşılık mevduatlar aynı dönemde 366 milyar lira azaldı. Yani vatandaş borçlanırken birikim yapma kapasitesini kaybetmeye devam ediyor.
Tüketici kredilerindeki büyüme hız kesse de toplam tutar 2.7 trilyon lirayı aştı. Bu kredilerin büyük bölümünü ise “ihtiyaç kredileri” oluşturuyor. İhtiyaç kelimesinin altını özellikle çizmek gerekiyor; çünkü artık insanlar borcu keyfi tüketim için değil, fatura, kira, mutfak masrafı gibi en temel ihtiyaçlarını karşılamak için kullanıyor.


Dahası, takipteki kredilerde de ciddi bir sıçrama var. Sadece bir haftada 8 milyar liralık yeni kredi takibe düşmüş durumda. Toplam takipteki alacaklar 542 milyar liraya ulaştı. Bankalar bu riskli alacakların büyük bölümüne özel karşılık ayırmak zorunda kalıyor. Bu da sorunun geçici değil, yapısal olduğunu gösteriyor.


Asıl çarpıcı tablo ise kredi kartlarında karşımıza çıkıyor. Bireysel kredi kartı borçlarının 1.6 trilyon lirası taksitsiz, yani anlık ve zorunlu harcamalardan oluşuyor. Bu rakam geçen yıla göre yüzde 47 artmış. Eylül ayında kredi kartıyla yapılan harcamalar, banka kartı harcamalarının beş katına çıktı. Çünkü insanların cebinde nakit yok; maaş daha hesaba yatar yatmaz bitiyor.
Bugün kredi kartı harcamalarının yaklaşık yüzde 25’i market ve gıda alışverişi. Yani vatandaşın karnını doyurması bile artık borçlanarak mümkün. Bireysel kartlardaki batık borç tutarı ise 115 milyar lirayı aşmış durumda. Bir yılda iki buçuk kat artan batık borç, “borçla yaşamanın” sürdürülemez olduğunu açıkça ortaya koyuyor.


Özetle;
Tüm bunların üzerine açıklanan açlık ve yoksulluk sınırı rakamları, tabloyu daha da karartıyor. BİSAM’a göre dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 26 bin 925 lira. Bu rakam, asgari ücreti neredeyse 5 bin lira geçmiş durumda. Yoksulluk sınırı ise 93 bin lira. Tek başına yaşamanın maliyeti bile 43 bin lira.
Kısacası, ekonomi sayfalarında belki küçük birer veri gibi görünen bu rakamlar, milyonlarca hanenin gerçeği. Hayat pahalılığı, fatura yükü, kira krizi ve gıda fiyatlarındaki tırmanış; vatandaşları her ay biraz daha borca, biraz daha çaresizliğe itiyor.
Ve bu hengâmenin içinde, resmi veriler bize aslında şu basit gerçeği fısıldıyor:
Bu ülkenin insanı artık geçimini sağlayabilmek için her geçen gün biraz daha borçlanıyor. Nitekim, icra dairelerine düşen dosyası sayısına şöyle bir kez bakmak, durumun vahametini anlatıyor.