KADININ ANADİLİ

Bebek dili vardır.
Çocuk dili vardır.
Kuşların birbirini çağırdığı bir dili vardır.
Hayvanların tehlikeyi haber verdiği, sürüyü koruduğu bir dili vardır. İnsanlığın binlerce yılda kurduğu sayısız dil vardır.

Ama bir dil daha vardır.
Adı hiçbir sözlükte yazmaz.

Korkan kadın dili.
Adı korku.
Anlamı! Hayatta kalmak.

Bu dil bağırarak konuşmaz.
Çünkü çoğu zaman bağırmak için değil, hayatta kalmak için öğrenilmiştir.

Bu dil çoğu zaman fısıltıdır.
Ama fısıltı olduğu için değil…

Dinlenmediği için.

Bazen bir mesajdır.
Bazen bir konum paylaşımıdır.
Bazen bir anahtarı avuç içinde sıkmaktır.
Bazen telefonda biri varmış gibi “hı hızı baba geliyorum” demektir.

Korkan kadın dili, kelimelerden çok tedbirlerle kurulur. Bir kadının zihni çoğu zaman bir şehir haritası gibi çalışır.

Hangi sokak karanlık?
Hangi durak güvenli?
Hangi saat tehlikeli?
Kim bakıyor?
Kim takip ediyor?
Nerede kamera var?

Bir erkek çoğu zaman sadece yürür.
Bir kadın ise yürürken hesap yapar.

Çünkü bir kadın için şehir yalnızca binalardan oluşmaz. Şehir aynı zamanda ihtimallerden oluşur. Bu yüzden kadınların günlük hayatı çoğu zaman görünmeyen bir iç konuşmayla geçer;

“Telefonu kulağıma götüreyim, biriyle konuşuyor gibi yapayım.”
“Konumumu göndereyim.”
“Taksinin plakasını yazayım.”
“Kulaklığı çıkarayım, etrafı duyayım.”
“Anahtarı elimde tutayım.”
“Bu sokaktan değil ışıklı yerden gideyim.”
“Çok yüksek sesle gülmeyeyim.”
“Geç kalmayayım.”
“Eve yalnız olduğumu belli etmeyeyim.”

Bunlar plan değildir.
Bunlar alışkanlık da değildir.
Bunlar hayatta kalma refleksleridir.

Bir kadının zihni çoğu zaman bir güvenlik kamerası gibi çalışır.
Sürekli kayıt alır.
Sürekli analiz eder.
Sürekli ihtimalleri tartar.

Bir kadın gece yürürken sadece yürümüyor olabilir. O anda on farklı ihtimali düşünüyor olabilir.

Birinin ayak sesini.
Bir bakışı.
Bir arabanın yavaşlamasını.
Birinin telefonla konuşmasını.

Ama bu dil sadece sokakta konuşmaz.

Bazen bir asansörde konuşur.
Bir kadın asansöre bindiğinde bütün kat düğmelerine basar.
Kapı bir kez değil, birkaç kez açılsın diye.

Bazen bir iş yerinde konuşur.
Bir bakışın anlamını ölçerken.

Bazen bir toplantı odasında konuşur.
Söylenecek cümlenin tonunu tartarken.

Bazen bir otobüste konuşur.
Bir koltuğun güvenli olup olmadığını hesaplarken.

Bazen bir ev kapısında konuşur. Anahtarı çevirirken arkaya bir kez daha bakarken. Korkan kadın dili sadece gecenin dili değildir. Gündüzün de dilidir.

Ve çoğu zaman kadınlar bu dili kendi başlarına öğrenmezler. Bu dil kuşaklar arasında dolaşır.

Anneler kızlarına bazen açıkça öğretir;
“Gece yalnız yürüme.”
“Mesaj atmayı unutma.”
“Kapıyı iki kez kilitle.”
“Kimseye güvenme.”

Ama bazen bu dil hiç öğretilmez. Sadece görülür.

Bir kız çocuğu annesinin kapıyı iki kez kilitlemesini görür.
Bir kız çocuğu annesinin sokakta adımlarını hızlandırmasını görür.
Bir kız çocuğu annesinin telefonda “geliyorum” demesini görür.

Ve fark etmeden öğrenir.

Böylece korkan kadın dili sadece öğretilen bir dil değil, miras kalan bir sessizlik olur. Tam da bu noktada, yüzyıllar önce bir düşünürün söylediği söz yankılanır…

“Bir kadının özgür olabilmesi için kendine ait bir alanı olmalıdır.”
Virginia Woolf

Ama dünyanın birçok yerinde kadınlar hala önce güvenli bir alan aramak zorundadır.

Bir kadının gülüşünü kısması,
Adımlarını hızlandırması,
Telefonu kulağına götürmesi,
Bir arkadaşına “eve geldim” mesajı atması…

Bunların hiçbiri dramatik değildir. Ama hepsi bir gerçeğin işaretidir.

Kadınlar çoğu zaman dünyayı temkinli yaşar.
Bu temkin onların karakteri değildir.
Bu temkin onların doğası değildir.

Bu temkin öğretilmiş bir hayatta kalma bilgeliğidir.
Çünkü kadınlar sadece tehlikeyi değil,
yargıyı da hesaplamak zorunda kalırlar.

“Bu saatte dışarıda ne işi varmış?”
“Niye yalnızmış?”
“Niye o sokaktan geçmiş?”
“Niye öyle giyinmiş?”

Bir kadın bazen sadece tehlikeden değil, suçlanmaktan da korunmaya çalışır.
İşte bu yüzden korkan kadın dili sadece korkunun dili değildir.

Aynı zamanda bir savunma dilidir.

Bir kadın bazen sadece yürümek ister.
Ama zihni sürekli hesap yapar.
Bir kadın bazen sadece gülmek ister.
Ama çevreyi ölçer.
Bir kadın bazen sadece var olmak ister.
Ama önce güvenliği düşünür.
Bu yüzden korkan kadın dili aslında bir korku dili değil, bir direniş dilidir.
Çünkü bütün bu tedbirlerin arkasında tek bir cümle vardır:

“Ben yaşamak istiyorum.”

Tam da burada, özgürlüğün anlamını anlatan bir cümle akla gelir.

“Özgürlük, korkunun olmadığı yerde başlar.”
Albert Camus

Kadınlar bütün bu iç konuşmaları yaparken hayatı terk etmezler. Sokakları terk etmezler.
Hayallerini terk etmezler. Sadece daha dikkatli yürürler.

Belki de en acı gerçek şudur ki…

Dünyada sayısız dil var. Ama bazı diller zorunluluktan doğar. Korkan kadın dili de böyle bir dildir.

Ve belki de bir gün hiçbir kız çocuğunun öğrenmek zorunda kalmayacağı bir dil olur.

Ama o güne kadar milyonlarca kadın aynı görünmez cümleyi her gün zihninden geçirerek yaşamaya devam ediyor.

“Telefonu kulağıma götüreyim… biriyle konuşuyor gibi yapayım.”

SON SÖZ
Bazı diller kitaplarda doğar. Bazı diller sokaklarda. Ama bazı diller vardır ki korkudan değil, yaşama isteğinden doğar. Korkan kadın dili de böyle bir dildir. Çünkü bu dilin her kelimesinin altında tek bir gerçek yatar.

Bir kadının yaşamak için düşündüğü bin ihtimal.

Ve belki de gerçek özgürlük, bir gün hiçbir kadının zihninde bu iç konuşmaların yapılmadığı bir dünyanın kurulmasıdır.

O gün geldiğinde, korkan kadın dili tarihin en sessiz ama en ağır tanıklarından biri olarak kalacaktır.

Bu yüzden Mevlana’nın sözü burada başka bir anlam kazanır.

“Yaralar, ışığın içeri girdiği yerdir.”
Mevlana

Belki de kadınların yüzyıllardır taşıdığı bu görünmez yara, bir gün daha adil bir dünyanın ışığını içeri alacaktır.