İşsizlik ve İstihdam

İşsizlikle ilgili rakamlar açıklandıkça içimdeki karamsarlık daha da büyüyor. Ülkemizde çalışabilir durumdaki 66.4 milyon kişiden yalnızca 22.6 milyonu kayıtlı ve tam zamanlı çalışıyor olması karamsarlığımızı daha da artırıyor.
Rakamlar DİSK-AR’ın 2025 yılı İşsizlik ve İstihdamın Görünüm Raporundan.

Ülkemizde geniş tanımlı işsizlik oranı AB ortalamasının tam 2.4 katı daha fazla. Geniş tanımlı işsizlik oranı ülkemizde yüzde 29.7 iken, AB’de bu oran yüzde 8.3. Düşünün ülkemizde her üç kişiden biri işsiz. Dar tanımlı işsizlikte de durum çok farklı değil. AB üyesi ülkelerde dar tanımlı işsizlik oranı yüzde 6’nın biraz üzerindeyken, ülkemizde tam tamına yüzde 12.2.

İşsizlikte kadın ve genç işsizliği çok daha ürkütücü boyutlarda. Kadınlarda geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 40’a dayanmışken, gençlerde bu oran yüzde 38.3 civarında gerçekleşmiş. Yani, her beş kadından yalnızca biri kayıtlı ve tam zamanlı çalışıyor. İyi de, işsizlik ve istihdam konusu bir ülke için neden büyük önem taşıyor ?

Konu ilgili olarak yapılan bilimsel değerlendirmelerde, işsizlik ve istihdam meselesi, sadece ekonomik bir gösterge olarak değerlendirilmiyor. Aksine; bir toplumun refahını, huzurunu ve geleceğe olan güvenini doğrudan belirleyen temel unsurlardan biri olarak gösteriliyor. Bu nedenle “neden önemli?” sorusunun cevabı, aslında bir ülkenin ayakta kalma dinamikleri ile de bire bir ilgili.

Öncelikle istihdam, kişilerin hayata tutunma biçimidir. Çalışan bir insan yalnızca gelir elde etmez; aynı zamanda üretir, kendini değerli hisseder ve toplumsal hayata katılır. İşsizliğin arttığı bir ortamda ise bireyler ekonomik sıkıntının ötesinde psikolojik bir çöküş de yaşar. Umutsuzluk, özgüven kaybı ve gelecek endişesi giderek yaygınlaşır. Bu da toplumun genel ruh halini olumsuz etkiler.

Ekonomik açıdan bakıldığında ise istihdam, üretimin ve büyümenin motoru olarak görülür. Daha fazla insanın çalıştığı bir ekonomide üretim artar, tüketim canlanır ve piyasa dengesi güçlenir. Buna karşılık yüksek işsizlik, sadece bireyleri değil, devletin mali yapısını da zorlar. Vergi gelirleri azalırken sosyal yardım harcamaları artar. Yani işsizlik, ekonomiyi çift yönlü baskı altına alır.

Bir diğer önemli boyut ise gelir dağılımında izleniyor. İstihdamın güçlü olduğu toplumlarda gelir daha dengeli dağılırken, işsizliğin yaygın olduğu ülkelerde gelir uçurumu derinleşir. Bu durum sosyal adalet duygusunu zedeler ve toplumsal gerilimleri artırır. İşsizliğin kronik hale geldiği yerlerde suç oranlarının artması, kayıt dışı ekonominin büyümesi ve sosyal huzursuzlukların çoğalması sizce de bir tesadüf olarak değerlendirilebilir mi?

Son olarak istihdamın, siyasi ve toplumsal istikrarla da doğrudan ilişkisi vardır. Geniş kitlelerin işsiz olduğu bir ülkede, yönetime olan güven zayıflar. Ekonomik sorunlar zamanla politik krizlere dönüşebilir. Bu nedenle istihdam politikaları, sadece ekonomik değil aynı zamanda stratejik bir öneme sahip bulunuyor.

Özetle; Toplumun temel taşını oluşturan aileler ve onların bireyleri böylesine önemli bir konuyla karşı karşıya kaldıklarında değer yargıları da değişiyor. Kendilerini, toplum dışına itilmiş hisseden bir erkek, ya da bir kadın yarınlarına endişeyle bakar hale geliyorlar.

Bugün ülkemizde yaşanan cinayetlerin, trafikte yaşanan çılgınlığın işsizlikle ya da yetersiz istihdamla doğrudan bir bağlantısının olduğunu görmezden gelebilir miyiz? Geçtiğimiz hafta bu sütunlarda özellikle gençlerimizin işsizlik ve istihdam konusunda yaşadıklarını yine rakamlarla dile getirmiştik. İŞKUR’un son verilerine yer verdiğimiz yazımızda, geçtiğimiz yıl en fazla işe yerleştirmenin yapıldığı alanların başında 76 binin üzerinde kişiyle silahsız özel güvenlik geldiğini, onu yaklaşık 75 bin kişiyle turizm ve otelcilik, 52 bine yakın kişiyle de reyon görevliliğinin izlediğini belirtmiştik. Garsonluktan, çağrı merkezi görevinden, konfeksiyon işçiliğinden satış elemanlığına uzanan listenin, aslında bir ülkenin çalışabilir gençlerinin tercihlerini ortaya koyduğunu işaret etmiştik.

İşsizlik ve istihdam, bir ülkenin sadece bugünkü ekonomik performansını değil, yarınını da belirliyor. İşsizliği azaltmak ve istihdamı artırmak; refahı büyütmek, toplumsal barışı korumak ve sürdürülebilir bir gelecek inşa etmek için vazgeçilmezdir. Bu nedenle bu konuya sadece rakamlar üzerinden değil, insan hayatı ve toplum düzeni açısından da bakmak gerekiyor.