Kamuoyunda, Doruk Madencilik diye bilinen Doruk Madencilik ve Elektrik Üretim Sanayi, Ticaret Anonim Şirketi, Eskişehir’in Mihalıççık İlçesinde linyit kömürü işletmeciliği yapıyor.
Şirket, toplumda, işçi eylemleri, yürüyüşler ve grevlerle sıkça gündeme geliyor. Ödenmeyen maaşlar, tazminatlar, iş güvenliği ile ilgili sorunlara karşı, işçilerin ürettikleri şiddetsiz tepkiler ve haklarına sahip çıkma konusundaki sabırlı davranışları, şiddete karşı şiddetsiz tepkileri çeşitlendirmesi ve yaygınlaştırması gereken Türkiye ve Dünya için örnek olmalıdır.
Doruk Madencilik Şirketi’nin işçileri, bir kez daha, şiddetsiz tepki yöntemleri ile alanlara çıktılar. 16 Nisan 2026 tarihinde işçiler Ankara’ya yürüdüler, Çankaya ilçesi sınırları içerisindeki Kurtuluş Parkında, açık alanda, tepkilerini ve isteklerini yine insancıl yöntemlerle seslendirmeye çalıştılar.
Ankara’da, demokrasiye, emeğe ve insan haklarına saygılı, yüz yüze iletişimi ve dayanışmayı benimseyen meslek örgütleri dahil STK şeklinde tanımlanan demokratik kitle örgütleri ile siyasal partilerdeki gönüllüler maden işçilerine destek verdiler.
Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı Erkan Baş’ın açlık grevine başlaması, şiddete şiddetsiz tepkinin bir diğer örneği oldu.
Ankara’da çok zor koşullarda hak arayan Doruk Maden işçilerinin çevre temizliğine karşı gösterdikleri duyarlılık da takdire değer düzeyde idi.
Ancak, açık alanlarda düzenlenen tüm gösteri yürüyüşleri, basın açıklamaları, imza kampanyaları, miting ve benzer etkinliklerde olduğu gibi ziyarete gelenlerin ve görevlilerin, yeşil alanlar dahil yerleri izmarit mezarlığına çevirdiklerini ve çevreyi kirlettiklerini üzülerek belirtmek istiyorum.
Bir de şu gerçeği sizlerle paylaşmak isterim. Güvenlik güçlerimiz, sivil veya resmi giysili ayırımı yapmaksızın belirtiyorum ki, işçilerin eylemlerine engel olmak amacı ile değil, işçilerin ve ziyaretçilerin can güvenlikleri için orada idiler. Polisin, işvereni koruduğu ve işçilerin hak arama eylemini engellediği yolundaki görüşlere katılmıyorum. Zaten, ziyaretçiler, bu gerçeği yaşayarak gördüler.
İşçilerinin haklarını tam ve zamanında vermeyen, böylece çalışanlarına şiddetin en ağır türü olan ekonomik şiddeti uygulayan Doruk Madenciliğin işverenini koruyanlar varsa, onları siyasetin ve kamu yönetimin içinde aramalıyız, hatta görmeliyiz.
Ancak, işçilerimizin, polislerimizin ve diğer görevlilerin bu şekilde buluşmak zorunda kalmalarına gerek var mıydı? Hükümetin, yakın geçmişteki örneklere bakarak grevlere ve yürüyüşlere gerek kalmadan bu sorunu hızla çözmesi gerekirdi. Çünkü, sosyal medyada, gazetelerde ve televizyonlardaki gördükleriniz, işçi, işçi aileleri, polis, gazeteci, ziyaretçi ve izleyiciyi de kapsayan bütüncül bir şiddetin tam kendisidir.
Şimdi beklenen şu.
Cumhurbaşkanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Hazine ve Maliye Bakanlığı, işçiler ve sendikalarla birlikte sorunu hızla çözümlemeli, işçilerimizi, Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin araçları Eskişehir ili sınırına kadar, Eskişehir Büyükşehir Belediyesi’nin araçları da evlerine, iş yerlerine huzurlu ve güven içinde götürmelidir.
İnsana yakışır şekilde yüz yüze konuşarak ve iletişim kurarak kolayca çözülmesi gereken bu durum bir daha asla yaşanmamalıdır.
Yazımın son bölümlerinde, Gazeteci, Araştırmacı Yazar Aşkım Tan’ın, (https://www. güncelkadin.com.tr), 27 Nisan 2026 Pazartesi sayısında, “Toprağın altında ölenler, üstünde aç bırakılanlar” başlıklı yazısını inceler gibi, düşüne düşüne okumanızı öneriyorum.
Yüreği ve kullandığı kelimelerle gurur duyulması gereken kadın yazarlarımızdan Aşkım Tan’dan kısa alıntı yaparken çok zorlandım. Çünkü, tümü şiir gibi yazılan, okunan ve etki yapan yazılarından kısa alıntılar yapmak çok kolay değil. Bu yazı ile ilgili alıntı yaparken, diğer satırlara haksızlık yaptığım duygusuna kapıldım.
“Bu sadece bir eylem değil. Bu birikmiş bir hesabın açılmasıdır. Bu bir vicdan yazısı değil. Bu bir kayıt ve hüküm metnidir. Göçük ihtimali…Gaz riski..Yetersiz denetim…Bugün madenciler yürüyorsa…Bugün açlık grevi konuşuluyorsa…Bu, anlık bir tepki değildir. Biriken bir sürecin sonucudur.”
Haydi, her yerde ve her zaman, özellikle bugün, madencilerimiz, emekçilerimiz, döktükleri alın terleri için, yaşadıkları tehlikelerin ve adaletsizliklerin yinelenmemesi, evlerine, işlerine güvenle geri dönebilmeleri için kadın-erkek birlikte, dayanışma içinde, haydi…