Ayşe Öğretmen’in yaşadıkları bir istisna değil, bir düzen sonucudur.
Maruz kaldığı hakaretler, dışlanma, mobbing ve şiddet…
“Çingene”, “sıkıntılı”, “gerizekalı” gibi ucuz ifadelerin bir eğitim kurumunda rahatlıkla kullanılabilmesi, üstelik bir öğretmene söylenmesi, çürümüşlüğün geldiği noktayı açıkça göstermektedir.
Ancak asıl mesele, bu çürümüşlüğün cezasız kalmasıdır.
Çünkü bu ülkede çoğu zaman suç işleyen değil, itiraz eden cezalandırılır. Nitekim burada da şikâyet edilen değil, şikâyet eden hedef alınmıştır. Bu, bir hata değil; bilinçli bir sistem işleyişidir.
Bu cesaret nereden geliyor?
Hiç kimse arkasında bir güç olmadan bu kadar pervasız davranamaz.
Bu güç; liyakatsiz atamalardan, ilişkiler ağından ve hesap vermeyen yöneticilerden beslenir.
Bu güç, sessiz kalanlardan ve görmezden gelenlerden de cesaret alır.
Bugün Ayşe Öğretmen’in yaşadığı şey, yarın başkasının yaşayacağı bir tabloya dönüşüyorsa, ortada bireysel bir sorun yoktur. Ortada kurumsallaşmış bir adaletsizlik vardır.
Liyakatin tasfiye edildiği, eleştirenin susturulduğu, hak arayanın cezalandırıldığı bir düzende; iyi insanların ayakta kalması zaten beklenmez.
Bu yüzden mesele bir müdür değil.
Mesele, kötüyü koruyan; doğruyu ise yalnız bırakan bir sistemdir.