ABD, İsrail ve İran iki haftalık bir ateşkes konusunda anlaştıktan sonraki geniş resme bakarsak, ilk bakışta petrol ve doğal gaz fiyatlarının düştüğünü; hisse senetleri, altın ve tahvillerin yükseldiğini ve ABD dolarının değer kaybına uğradığını görüyoruz. Özellikle Brent petrolü %13 düşüşle varil başına yüz ABD doları seviyesinin altına indi ve Amerikan, Avrupa ve Asya borsaları yükseldi.
Çatışmanın durmasının olumlu yönlerine işaret etmeye devam edeceksek, bu ateşkes, her iki tarafın da Hürmüz Boğazı'nın uzun süreli kapanması ve sivil ve enerji altyapısına daha fazla zarar verilmesi gibi en kötü senaryodan kaçınmak istediğinin altını çizmekte. Çatışma yerine ateşkes ortamında müzakere etmek, nihai anlaşma olasılığını artırmaya ve ciddi bir tırmanma olasılığını azaltmaya yardımcı olacağı umulmaktadır.
Hürmüz Boğazı'ndan daha fazla akış beklentisi, Asya-Pasifik ve dizel ve jet yakıtına maruz kalan sektörler de dahil olmak üzere, kıtlığa en çok maruz kalan pazarlardaki iyimserliği desteklemekte. Özellikle Japonya ve Hindistan'da büyük stok azalmaları gözlemlenmekteydi. Akışların hemen ve tamamen normale dönmesi, yakın gelecekte beklenmese bile, ve ürünlerin nihai pazarlara ulaşması zaman alacak olsa da, yeniden açılma en azından belirli bölgelerde ve sektörlerdeki en ciddi olumsuz ekonomik etkileri hafifletebilir.
Çatışma öncesi seviyelere göre ılımlı, ancak fazla dalgalanmayan daha yüksek enerji fiyatları, enerji akışlarının sürdürülebilir bir şekilde yeniden başlaması koşuluyla, merkez bankalarının faiz oranlarını artırma ihtiyacı duymayacağı anlamına geleceği tahmin edilmekte. Daha ılımlı bir petrol fiyatları dönemi tüketicilerin enflasyon beklentilerinin yükselme riskini azaltmaya da yardımcı olacaktır.
Elbette enerji fiyatlarının ekonomik büyümeyi etkileme eğilimi var; örneğin, petrol fiyatlarının varil başına 150 ABD dolarının üzerine çıkmasıyla olumsuz etkiler katlanarak artmaya başlar. Petrol fiyatlarının varil başına 100 ABD dolarının altında işlem görmesi, piyasalara ve ekonomiye güven vermekte.
Kasımda yapılacak ABD ara seçimleri, Başkan Trump’ın şahsi ve çatışmanın kamuoyu gözünde destek görmemesi, yüksek benzin fiyatlarına ilişkin iç endişeler ve bazı Cumhuriyetçilerin son söylemlerine yönelik eleştiriler, Başkan Trump'ın nihai bir anlaşmaya varma isteğini artıracak faktörler.
Tabii ki bu tip durumlarda çeşitli riskler devam etmektedir. En başında Hürmüz Boğazı'ndan geçen trafiğin ne kadar hızlı veya ne ölçüde normale döneceği henüz net değil. Bu gün be gün değişebilir. Şu anda bölgede olmayan tankerlerin rotalarını değiştirmesi zaman alacaktır. İki haftalık ateşkes penceresinin sonuna yaklaşıldıkça, boğazdan petrol çıkaran tankerlerin geri dönme isteği de azalabilir. Akışlar tekrar aksarsa, enerji fiyatları yine hızla yükselebilir. Olumlu bir senaryoda bile, akışın tamamen normale dönmesi hâliyle biraz zaman alacaktır.
Üzerinde durulması gereken ikinci husus hasar görmüş enerji altyapısının onarılması. Üretimin durdurulmasının ardından yeniden faaliyete geçmek haftalar veya aylar sürebilir ve operatörler, boğazdan geçişin devam edip etmeyeceği belirsizliğini korurken üretime yeniden başlamakta tereddüt edebilirler. Bu göz önünde bulundurulduğunda, enerji fiyatlarının da kısa vadede çatışma öncesi seviyelere geri dönmesi pek olası görünmemekte ve bu durum da büyümeyi olumsuz etkileyecek.
İran'ın Hürmüz Boğazı'ndan geçişin yalnızca İran silahlı kuvvetleriyle koordineli olarak yapılabileceğini belirttiğini hatırlarsak, Tahran'ın boğaz üzerindeki fiili kontrolünü sürdürüp sürdürmeyeceği veya gemilerden geçiş ücreti talep edip etmeyeceği henüz net değil. Her iki durumda da müzakerelerde bir anlaşmazlık çıkma ihtimali bir hayli yüksek.
Bu bağlamda geçmekte olan bir gemiye yapılacak herhangi bir saldırı ilerlemeyi durdurabilir. Bu nedenle, Devrim Muhafızları'nın tüm silahlı birimlerinin ateşkesi uygulaması büyük önem taşımaktadır. İran'da iç düzenin bozulmasının enerji akışı için potansiyel olarak kontrol edilemez uzun vadeli bir risk oluşturduğu da kabul edilmelidir.
Ayrıca Pakistan'da başlaması beklenen müzakerelerde bazı farklılıkların ortaya çıkacağı beklenmektedir. İran'ın nükleer zenginleştirme ve balistik füze programlarını kapsamayan herhangi bir çözüm, gelecekte ABD veya İsrail'in nükleer tehditlerin yeniden arttığını açıklaması durumunda uzun vadeli riskler oluşturabilecektir.
Son olarak da her ne kadar sisli bir iktisadi pencereden bakılırsa bile, yatırımcılar durumdan memnunlar çünkü en son göstergeler Amerika’daki hisse senetlerinin sene sonunu bugünkü seviyelerin yaklaşık %10 üzerinde kapatmasını öngörmektedir. Altın’a gelince fiyatları çatışmanın başlangıcındaki seviyelerinin oldukça altında kalmaya devam etmekte. Orta vadede jeopolitik ve mali risklerin yüksek kalacağı varsayılırsa, altın fiyatlarının tekrar yükseleceği beklenilebilir ve altın yine değerli bir portföy koruma aracı olarak yerini korur.