İRAN HALKI ÖZGÜRLÜĞE KOŞUYOR

Kötü yönetimin bir ülkeyi nasıl felakete sürükleyeceğinin en önemli örneği İran’dır! Aslında İran’ın sadece bölgenin değil dünyanın da en zengin, en müreffeh ülkelerinden biri olması gerekirken sadece ve sadece akıl dışı, zalim bir teokratik diktatörlük rejimi yüzünden yaklaşık elli yıldır kanlı bir şiddet bataklığında yok yoksul sürünüyorlar...

Neden?

İran enerji kaynakları açısından son derecede zengin bir ülke...

Tarım ve sanayi üretimi de oldukça güçlü...

Yetişmiş insan kaynaklarına da sahipler...

Amma ve lakin İran’da var olmayan tek şey aklı başında bir yönetim!

İran’da hüküm süren teokratik diktatörlük rasyonel aklı ve bilimsel yöntemi rehber almak yerine metafizik hikayeler peşinde koşuyor, insan hak ve özgürlüklerine zerrece saygı duymuyor.

Peki, bu yönetim işbaşına nasıl geldi?

İran’daki değişimi anlayabilmek için 2. Dünya savaşı ve sonrasında başlayan soğuk savaş dönemindeki siyasi gelişmeleri dikkatle analiz etmek gerekmektedir. Ülke soğuk savaş döneminde SSCB ile ABD arasında savrulup durmuş. Bir taraftan İran üzerinden Basra körfezi, Hint Okyanusu ve sıcak denizlere inmek isteyen SSCB diğer taraftan SSCB’nin petrol bölgelerine sarkmasını önlemeye çalışan ABD arasında kalan İran sonuçta mollaların kucağına düştü, yaklaşık 50 yıldır korkunç bağnaz ve baskıcı bir rejimin baskısı altında inim inim inliyor.

Sonuç olarak İran’da böyle bir teokratik diktatörlüğün tesis edilmesi tüm bölgede dengeleri bozdu ve özellikle de Orta Doğu bölgesi aşırı dini akımların etkisi altına girdi, demokrasi düşmanı rejimler güçlendi.

Uzun süredir İran halkı bu baskı rejimine karşı direnmeye çalışıyor amma ve lakin silahlı milis güçlerle de desteklenen İran asker ve polisleri karşısında silahsız sivillerin direnme gücü ne kadar olabilir ki?

Elbette fazla olamazdı bu yüzden mollalar bir çok isyanı kolayca bastırdı, protestocuları vahşice ezip geçti.

Fakat artık işler değişti gibi görünüyor önce geçtiğimiz yıl meydana gelen 12 gün savaşında ABD ve İsrail İran ordusunun kağıttan bir kaplan olduğunu kanıtladı, İran’ı hallaç pamuğu gibi atıp nükleer tesislerini bile imha ettiler.

Lakin bundan da önemli oyunun kurallarını değiştirecek bir gelişme dün meydana geldi!

ABD Başkanı Donald Trump, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, "İran, her zamanki gibi barışçıl protestocuları vurup şiddetle öldürürse, ABD onların yardımına koşacaktır. Silahlarımız hazır, ateş etmeye hazırız" dedi.

Bir halk zalim bir diktatöre karşı ayaklanıp hak ve özgürlüklerini talep ettiğinde “aman karışmayalım bu onların iç işi” demek aslında hak ve özgürlüklerine sahip çıkmaya çalışan silahsız sivilleri bir diktatörün yasal ve yasa dışı silahlı güçlerine yem etmek demektir.

Pekala, şimdi işler bu noktaya geldikten sonra ne olacak?

Eğer Trump dediğini yaparsa mollaların önünde iki seçenek kalır, bunlar:

1- Papucun pahalı olduğunu anlayıp öfkeli kalabalığın elinden kurtulabilmek için tası tarağı toplayıp Esad gibi Moskova’ya kaçmak.

2- Amerika ve İsrail ile bir savaşı göze alıp isyanı şiddet ile bastırmaya kalkmak.

Mollalar ilk seçeneği tercih ederse İran’da sular hızla durulur, çok daha demokratik ve meşru bir yönetim kısa sürede kurulur, İran halkı hak ve özgürlüklerine hızlıca kavuşur. Bu seçenek gerçekleşirse İran’ın çok kısa bir sürede toparlanıp güçlendiğini ekonomik sorunları hızla arkasında bıraktığını görürüz.

Yok eğer mollalar ikinci seçeneği tercih edip Amerika ve İsrail ile yeni bir savaşa kalkışırlarsa İran’da kan gövdeyi götürür, molla rejimi gene devrilir ama İran bir iç savaş ile yanar yıkılır, toparlanması çok daha uzun sürer.

Bu arada Türkiye’ye yönelik yeni bir göç dalgası oluşması da kaçınılmaz olur...

Umarım mollalar 12 gün savaşından gerekli dersi çıkarmışlardır da ilk seçeneği tercih ederler.