İNTİHARIN YEŞİL TONU

“İnsan doğayı yok ettiğinde yalnız ağaçları değil; nefesini, suyunu, geleceğini ve kendi varlığını da yok etmiş olur.”

Modern dünyanın en büyük yanılgısı, çevreyi üzerinde yürüdüğümüz bir toprak ya da etrafımızı saran yeşil bir dekor zannetmektir. Oysa çevre; sabah gözlerimizi açtığımızda ciğerlerimize dolan ilk nefes, soframıza gelen ekmeğin bereketi, dalından kopardığımız meyvenin tadı ve susadığımızda kana kana içtiğimiz sudur. Kısacası çevre, yaşamın ta kendisidir. Dolayısıyla ona yönelen her tehdit, aslında insanlığın kendine doğrulttuğu gizli bir namludur.

Bir ağacı kestiğimizde yalnızca bir gövdeyi devirmeyiz; gölgesinde dinlenecek çocukları, dallarında yuva kuracak kuşları ve geleceğe bırakacağımız mirası da eksiltiriz. Bir nehri kirlettiğimizde yalnızca suyu zehirlemeyiz; yaşamın kendi damarlarına kastederiz. Çünkü su hayattır, toprak anadır ve doğanın dili sessiz olsa da çığlığı son derece açıktır. Atalarımız boşuna “Yaş kesen baş keser” dememiştir. Doğaya savrulan her balta, dönüp dolaşıp insanın kendi geleceğine saplanır. Rüzgar ekenin fırtına biçeceği bu düzende, bugün toprağa bıraktığımız ihmal ve kibir, yarın çocuklarımızın karşısına aşılmaz bir duvar olarak çıkacaktır.

Oysa bir ağacın gölgesi altında bin nesil dinlenebilir. Bir damla su bir tohumu, bir tohum ise bir ormanı yeşertebilir. Duyarlılık da tıpkı o ilk damla gibidir; çoğalır, birikir ve kuruyan ruhlara can verir. Nefes sahip olduğumuz en büyük ve en savunmasız servettir. Temiz hava, satın alınabilecek bir lüks değil, yaşamın en temel hakkıdır. Toprak sustuğunda medeniyet de susar. Ormanlar yok olduğunda yalnızca ağaçlar değil; umutlar, kuş sesleri, çocuk kahkahaları ve yarınlarımız da eksilir.

Dünya bize atalarımızdan miras kalmadı; biz onu henüz doğmamış çocuklardan ödünç aldık. Bu yüzden çevreyi korumak siyasi bir tercih ya da dönemsel bir hobi değil, doğrudan bir vicdan meselesidir. Çünkü doğa insanın kölesi değil, evidir. İnsan doğadan koptukça, aslında kendi insanlığından uzaklaşır.
Günün sonunda, o kaçınılmaz gerçekle yüzleşeceğiz. Son ağaç kesildiğinde, son nehir kuruduğunda ve son canlı yok olduğunda; paranın yenmediğini, betonun nefes vermediğini, susuzluğun banknotlarla giderilemediğini acı bir çaresizlikle anlayacağız.

O kapkara gün gelmeden, bugünden tezi yok bir ağaca yoldaş olmak, bir damla suyu gözümüz gibi korumak zorundayız. Aldığımız her nefesin hakkını doğaya saygı duyarak vermeliyek; çünkü çevreyi korumak yalnızca doğayı savunmak değildir; kendi varlığımızı, çocuklarımızın yarınlarını ve insanlığın ortak haysiyetini korumaktır.

SONSÖZ

Doğa, insan olmadan da küllerinden yeniden doğabilir; ancak insan, doğa olmadan bir saniye bile nefes alamaz. Dünya bize muhtaç değil, biz dünyaya muhtacız. Ve geleceği kurtarmak, bugünkü küçük adımlarımız ile içimizdeki o büyük farkındalığın uyanışında saklıdır.

Çevre günümüz kutlu olsun çevrenin, dünyanın, doğal yaşamın kıymetini bilmek dileğiyle...