İkinci Dünya Savaşının ortalarında, Rize ili, Pazar ilçesi, Apso köyünde, İkinci Dünya Savaşı’nın ortalarında dünyaya gelen, tarihin hangi döneminde yaşanırsa yaşansın, şiddetin her türlüsüne, fetihlere, silahlı seferlere, işgallere, savaşlara, silahlı kalkışmalara karşı olan bir insanım. Çok çok karşıyım, çok.
Okulsuz bir köyü yaşadım. Kendi ineklerimizin çobanlığını yaptım. İlkokula komşu Başköy’de ikinci sınıftan başlatıldım. Kimler yardım etti anımsamıyorum, büyük olasılıkla dayım İsmet Sümer olabilir, okuma, yazma ve matematiği bildiğimden dolayı ilkokul birinci sınıfı yaşayamadım. Hasan, Nuran ve Güner kardeşlerimin beşiklerini salladım.
Ankara’da, Yüksek Lisans dahil öğrenciliği, futbolculuğu, spor gazeteciliğini, kamu görevlerini, belediye başkanlığı ve milletvekili adaylıklarını, spor yöneticiliğini, spor, gençlik ve şiddetin önlenmesine yönelik demokratik kitle örgütlerinin kurucu başkanlıklarını yaşadım. Bugün, babalığı, büyük babalığı, gönüllülüğü, gazeteciliği ve yazarlığı yaşıyorum. İnanın bir de emekliyim.
Emeklilik yıllarımda, gönüllü çalışmalarım ve yazarlığım hız kesmeden sürüyor. Ancak, ülkem, Dünya ve hatta Evren için, canlı cansız tüm varlıklar için korkuyorum.
Şiddet; Türkiye’yi ve Dünya’yı, sevgi, hoşgörü, dostluk ve barışa giden yolları da tıkayacak şekilde sardı, kuşattı. Karada, havada ve suda olmayan şiddet yok gibi.
Dünya’da bugün yaşanan birçok şiddet çeşidinin ana nedenleri, fetihler, savaşlar, işgaller ve sömürü ağı kanımca. İnsanın ortaya çıkışından günümüze dek yaşanan kanlı şiddet çeşitlerinin ürettiği olumsuzluklardır, bugün yaşananlar. Sonuçlardır, sonuçlar, utanılası. Dünyanın genlerini bozdu insan soyu, aslında belki de kendi genlerini bozdu.
Aslında olumsuzluklar nitelemesi, elbette milyarlarca yıldır vahşi insan türü tarafından yaşatılan şiddet çeşitlerinin en üst başlığı için yeterli bir ifade olamaz. Dünya kütüphanelerinde, kitaplıklarında bulunan yazılı yapıtlar ve belgeler, insan şiddetinin başlangıcını ve bugünlere gelişini yeterince anlatamaz, anlatamıyor.
O nedenle, yıllardan beri sürekli yazıyorum ve dillendiriyorum.
İnsanlık tarihi henüz başlamadı. İnsana, hayvana ve çevreye-doğaya yönelik her türlü şiddetin, her yerde sonlandığı gün başlayacaktır “İnsanlık Tarihi.” İnsanın gerçek insan olduğu gün. Milyarlarca yıl sonra olsa bile şiddetsizlik; sevgi, saygı, hoşgörü, dostluk ve barış kesinlikle başlayacaktır. İnsan soyu, insan türü şiddetsiz Dünya ve Evreni mutlaka başaracaktır. Başarmalıdır ve bu utançtan, bu ayıptan topluca kurtulmalıdır.
Geçmişte yaşanan ve şu anda yaşadıklarımız sadece “İnsanın Tarihi.” İnsanın, hayvanın, doğanın, canlı cansız tüm varlıkların tarihi.
İnsanlık tarihi değil, “İnsanın Tarihi” ile ilgili görüşlerimi kitaplarımda, demeçlerimde ve söyleşilerimde belgeledim, ölümsüzleştirdim. Benden önce söyleyenler oldu mu, ülkemde veya başka topraklarda, sanmıyorum.
Şiddetsiz Toplum Derneği üyesi, şair, yazar, Kültür ve Turizm Bakanlığı emekli Genel Müdürlerinden Gürbüz Mutlu da bu görüşü, fırsat buldukça konuşuyor, paylaşıyor. Ne mutlu…
Türkiye’nin emeklileri de oldum olası şiddetin içinde. Birkaç 10 yıldır, başta ekonomik şiddet olmak üzere emeklilerin yaşam koşulları, şiddetin çeşitliliğini, yaygınlığını ve etkisini artırdı. Bugünün emeklilerinin, çalıştıkları dönemlerde yaşadıklarını sandığım sözel, psikolojik, bedensel, mobbing ve diğer şiddet çeşitlerini kitaplara sığdıramayız, yazmaya kalksak.
Yazımın giriş bölümünde, kendimle ilgili bilgileri daha kısa verebilirdim. Duygularım, görüşlerim ve ellerim bu kadarını başarabildi. Nedeni var.
1955 yılında demokrasi dışı hareketlere karşı gösterilen şiddetsiz tepkileri, 27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980 ve burada tarihlendirmeyeceğim birçok olayı yaşamış bir insan olarak nasıl evrimleştim, evrimleşti isem nasıl biçimlendim.
Ne olursa olsun, şiddetsiz iletişim yöntemlerinden ayrılmadım. Şiddet üretenlere karşı da şiddetsiz tepki verdim, verdik, başka şiddet çeşitlerinin, adaletsizliklerin yaşanmaması için uğraştım, uğraştık. Sporda Demokrasi mücadelesinde, gençliğin örgütlenmesi ve yönetime katılması çabalarımızda, arkadaşlarımızla birlikte bu yöntemi benimsedik.
Uğraşlarımız sırasında, siyasal partilerin üretmesi gereken söylemleri, tepkileri ve davranış biçimlerini yeğlemedik. Farklı dönemlerde, iktidarda ve yönetim kademelerinde bulunan farklı insanlara, farklı partilere, farklı yaklaşım biçimleri göstermedik, farklı sözcükleri kullanmadık, farklı önerilerde bulunmadık. Nabza göre şerbet vermedik.
Spor, gençlik ve şiddetsiz toplum hedefinde, gönüllü görev yaptığım, hatta kurucu başkan olarak yer aldığım dernek, federasyon ve konfederasyonlarda, gerçekten, kendi inancımıza, oluşan görüşlerimize göre hareket ettik. Siyasal partilere benzetilmekten kaçındık, bir siyasal partinin sözcüsü, arka bahçesi hiç olmadık.
Biz, hep aynı kaldık. Siyasal partiler veya yönetimler değişti diye biz de değişmedik. Bireysel ve toplumsal hiçbir eleştiri ve tepki de almadık. Buna karşılık, çok yol aldık, kazanımlar elde ettik, örgütsel ve toplumsal olarak.
Emekli örgütlerine ve tüm emeklilere, öncelikle kendi aralarında, daha sonra, siyasal parti farklılıklarını ve dinsel inançları ölçü, esas almadan iktidar ve muhalefet partileri ile iletişim kurmalarını öneriyorum. Sabırla, ötekileştirmeden, şiddet dili kullanmadan, partili veya parti sözcüsü gibi davranmadan, gergin değil, huzurlu ve umutlu olarak. Particilik veya siyaset gibi demokratik bir hakkı, emekli veya çalışan partililer, sadece parti çatısı altında veya parti ile bağlantılı etkinliklerde kullanmalıdır diye düşünüyorum. Siyasal parti ve demokratik kitle örgütü (STK) ayırımını çok özenle yapmak gerektiği kanısındayım.
Yazıda, emeklilerin de şiddet gören bir kesim olduğuna değindim. Ekonomik gibi görünebilir bu şiddet çeşitleri. Dünya’daki şiddet çeşitlerinin ekonomik nedenlerden beslendiğine, tetiklendiğine inananlardanım. Emeklilere yönelik şiddetin içinde, üzecek, korkutacak, endişe ettirecek, hatta gurur kıracak birçok çeşit var.
24 Mart 2024 Pazar günü, emeklilerle ilgili bazı dernekler, sendikalar ve girişimler, Ankara’da, “2021 Yılı Tüm Emekliler Sendikası Genel Merkezi”nde, basına yazılı bir açıklaması yaptılar. Duygularını, dileklerini, görüşlerini, sıkıntılarını seslendirdiler, siyasetçilere, Hükümet üyelerine ve halkımıza kararlılıkla, heyecanla duyurmaya çalıştılar.
Açıklama ile ilgili bilgileri, görüşlerimi ve önerilerimi, gelecek sayıda sizlere sunmaya çalışacağım.