İnsanın İçindeki Savaş

Sevgili Okur,
Bu hafta savaşın bizde bıraktığı izler üzerine yazmak istiyorum. İnsanlık tarihinde eksik olmayan bu gerçeklik çoğu zaman devletler arasında yaşanan bir olay gibi anlatılır. Oysa her büyük savaşın kökü, insanın içindeki küçük çatışmalardan filizlenir.
İnsanın insana ettiği kötülüğü gördüğümüzde içimizdeki insancıl taraf öne çıkar ve kanla ateşin karıştığı bu vahşeti kınarız. “Kınama” sözcüğü artık eskisi kadar güçlü duyulmasa da hâlâ kalbinden acıya üzülen insanlar var.
Zihnimde dolaşan barut kokusu beni 2006 yılına götürdü.
Cizre Devlet Hastanesi’nin bina otomasyon sistemi için yola çıkmıştık. Kızıltepe’ye vardığımızda bizden bir saat önce büyük olayların yaşandığını gördük. Ortalık hâlâ yangın yerini andırıyordu.
Aracımıza yakıt almak için bir benzin istasyonuna yanaştık. Ödemeyi kredi kartıyla yapmak istedik ama görevli sistemlerin çalışmadığını söyledi.
Yanımızdaki tecrübeli iş arkadaşımız, her zamanki neşeli haliyle gülerek şöyle dedi:
“Bankaları yakarsanız tabii sistemler çalışmaz.”
Aslında sözünde bir ideoloji yoktu. Sadece dilindeki filtrenin biraz fazla açık olmasından ibaretti. Ama görevli bize uzun uzun baktı. Etraf askeri birliklerle doluydu. Hiçbir şey söylemedi.
Biz de o gergin atmosferden ayrılıp Cizre’ye doğru yola devam ettik. Yer yer Cudi Dağı’ndan yankılanan silah seslerinin arasında gidip hastanedeki teknolojik sistemi kurduk.
Bu bir çelişki değil.
Hayatın gerçeği.
Savaşın ortasında bile hayat devam eder.
İnsan kalbi bunu kabul etmekte zorlanır ama gerçek değişmez: İnsan çatışmaya yatkın bir varlıktır.
Bir sohbet sırasında bir kardeşim trafikte yaşadığı bir olayı anlatmıştı. Tecrübesi ve soğukkanlılığı sayesinde durumu büyümeden atlatmıştı. Ama anlattıklarının dehşetini dinlerken şunu düşündüm:
Bazen insanın içindeki öfke, bir savaşın küçük provası gibidir.
Geçmişte çok sevdiğim “Tatlı Hayat” dizisindeki İrfan karakterini hatırladım. O karaktere hayat veren usta sanatçı Celal Kadri Kınıoğlu bir söyleşide şöyle diyordu:
“Tiyatro oyunlarının çoğu aslında başarısızdır. Çoğu oyuncu para kazanamaz.”
Söyleşiyi yapan kişi şu soruyu soruyor:
“Peki insanlar buna rağmen neden tiyatro yapar?”
Kınıoğlu gülerek cevap veriyor:
“Çünkü çok zevklidir.”
Elbette savaş zevkli bir şey değildir. Ama gerçektir.
Ne kadar felsefe yaparsak yapalım, bu coğrafyada ve bu dünyada çatışmalar var olmaya devam edecek.
Bu aralar Çanakkale Savaşı’nı hem Winston Churchill hem de Liman von Sanders tarafının yazdıklarından tekrar okuyorum. Üzerinden yüz yıldan fazla zaman geçmiş ama bir şeyi fark ediyorsunuz:
İnsan değişmiyor.
Ve galiba değişmeyecek.
Yazıyı yine iş dünyasına da bir göz kırparak bitireyim.
Yeryüzünde ne kadar banka yakılırsa yakılsın, biz yine aracımıza yakıtı alıp yolumuza devam etmek zorundayız.
Çünkü hayat, barut kokusunu da içine katarak akmaya devam eder.
Kasayı ve anahtarı elinde tutan güçler her zaman olacak.
Ama tarih şunu çok kez gösterdi:
Gün gelir ne o kasa kalır, ne de anahtarı.
İnsan kalır.
Ve insanın içindeki savaş.
Sağlıcakla.