Bugün Türk Sanayici ve İşadamları Vafkı (TÜSİAV) İstanbul İl Koordinatörü olarak, benim için çok özel ve anlamlı bir röportaj gerçekleştirdim. TÜSİAV Başkanı ve aynı zamanda benim kıymetli dayım sayın Veli Sarıtoprak’la, yıllara dayanan tecrübesini, iş dünyasına bakışını ve gençlere dair umutlarını samimi sözlerle paylaştığı bir sohbetimiz oldu.
Türkiye’de sivil toplum denildiğinde akla ilk gelen isimlerden biri olan Veli Sarıtoprak, teknolojiden yapay zekaya, ekonomik krizlerden sosyal sorumluluğa, vefadan liderliğe kadar birçok konuda fikirlerini paylaştı. Sohbetimizde, başarının yalnızca makam ve maddi kazanımlarla ölçülemeyeceğini, vefanın yalnızca bir kelime değil, hayatın temel değerlerinden biri olduğunu vurguladı. Geçmişte emek verenleri unutmadan geleceğe hazırlanmanın önemine dikkat çekti.

Özellikle gençlere “Kendinize bir kariyer değil, bir karakter inşa edin” mesajını verdi. Kıymetli aile büyüğüm, sevgili dayımla gerçekleştirdiğimiz bu özel röportaj için kendisine çok teşekkür ediyorum. Şükranlarımı sunuyorum.
- Çocukluk ve gençlik yıllarınızdan bugüne dönüp baktığınızda, sizi bugün sivil toplumun ve iş dünyasının önde gelen isimlerinden biri yapan dönüm noktası neydi? Hayat felsefenizi ve hayata bakış açınızı birkaç cümleyle özetlemenizi istesem, Veli Sarıtoprak’ın yaşam motivasyonunun arkasında yatan o ana fikir nedir?
- Çocukluk ve gençlik yıllarıma baktığımda şunu görüyorum: İnsan, hayatta ne kadar yükselirse yükselsin, karakterini çocuklukta öğrendiği değerler üzerine inşa ediyor. Benim için çalışmak, üretmek, insanlara faydalı olmak ve bulunduğum yere değer katmak hep hayatın merkezinde oldu. Ben hayata biraz da bir emanet gözüyle baktım. Size verilen makam, imkan, çevre, bilgi ve tecrübe; bunların hiçbiri yalnızca sizin değildir. Bir gün hepsini sizden sonraki nesle devredeceksiniz. Mesele, sizden sonra ne bıraktığınızdır. Benim hayat felsefemi birkaç kelimeyle anlatmam gerekirse; çalış, üret, paylaş, vefa göster ve iz bırak derim. İnsan sadece kazandıklarıyla değil, kazandıklarını toplum için neye dönüştürdüğüyle hatırlanır. Bugün geriye dönüp baktığımda beni en çok motive eden şeyin de bu olduğunu düşünüyorum: Bir insanın hayatına dokunabilmek, bir kuruma katkı sunabilmek ve memlekete küçük de olsa bir hizmet bırakabilmek.
- Sivil toplum kuruluşlarında uzun yıllardır çok güçlü ve öncü bir duruşunuz var. Sizin için sivil toplum lideri olmak ne anlama geliyor ve bu alandaki temel misyonunuzu nasıl tanımlıyorsunuz?
- Sivil toplum liderliği benim için bir unvan değil, bir sorumluluktur. Hatta açık söyleyeyim; koltuğa oturmak liderlik değildir. Asıl liderlik, o koltuktan kalktığınızda arkanızda kaç insanın gönlünde güzel bir iz bıraktığınızdır.
Sivil toplum kuruluşları toplumun vicdanıdır, aklıdır, hafızasıdır. Devletin, iş dünyasının, akademinin ve toplumun farklı kesimleri arasında köprü kurar. Bizim görevimiz de bu köprüyü sağlam tutmaktır. Ben sivil toplumda makam sahibi olmaktan çok, mesele sahibi olmayı önemsedim. Ülkenin bir problemi varsa onu konuşacağız, çözüm önerisi varsa ortaya koyacağız, güzel bir iş yapan varsa onu takdir edeceğiz. Çünkü sivil toplum sadece eleştiren değil, aynı zamanda öneren ve üreten bir güç olmalıdır. TÜSİAV'da da temel anlayışımız bu oldu: İnsanları bir araya getirmek, tecrübeyi gençlerle buluşturmak, başarılı insanları görünür kılmak ve ülkemiz için faydalı işler yapan herkesin yanında olmak. Benim için iyi bir sivil toplum insanı, toplum için çok çalışan ve değer üreten insandır.
- Teknolojinin, yapay zekanın ve dijitalleşmenin dünyayı hızla değiştirdiği bir çağdayız. Sizin teknolojiye bakışınız nasıl?
- Teknolojiye karşı korkuyla değil, merakla bakıyorum. Çünkü teknoloji doğru kullanıldığında insanın rakibi değil, yardımcısıdır. Bugün yapay zekadan dijitalleşmeye kadar yaşadığımız dönüşüm, aslında yeni bir çağın kapısını açıyor. Ama burada çok önemli bir noktayı unutmamamız gerekiyor: Teknoloji gelişebilir, yapay zeka güçlenebilir ama insanın vicdanının yerini hiçbir teknoloji alamaz. Yapay zeka bize hız kazandıracak, verimliliğimizi artıracak, bazı meslekleri değiştirecek ve yepyeni meslekler ortaya çıkaracak. İş dünyası da buna hazırlıklı olmak zorunda. Gençlerimiz özellikle dijital becerilerini geliştirmeli. İş insanlarımız teknoloji yatırımlarını bir maliyet değil, geleceğe yapılan yatırım olarak görmeli. Fakat teknoloji kullanırken insanı kaybetmemeliyiz. Benim için başarı sadece daha hızlı üretmek değildir; daha akıllı, daha adil ve daha insani bir gelecek kurabilmektir. Özetle benim teknolojiye bakışım şu şekilde; teknolojinin hızını alalım, insanlığın vicdanını koruyalım.
- Vakfımızın gelenekselleşen ve büyük ses getiren Sağlığın Çınarlarına Vefa Ödülleri ile Çınarlara Vefa Beratı programları toplumsal hafıza açısından çok kıymetli. TÜSİAV için vefa kavramı ne ifade ediyor ve bu ödüllerle iş dünyasına nasıl bir mesaj vermek istiyorsunuz?
- Vefa benim için çok özel bir kelime. Çünkü vefa, sadece geçmişi hatırlamak değildir; geçmişte size, kurumunuza, mesleğinize ve ülkenize emek veren insanları unutmamaktır. Bir toplumun hafızası zayıflarsa, geleceği de zayıflar. Biz bugün bulunduğumuz noktaya kendiliğinden gelmedik. Bizden önce bu ülkeye hizmet etmiş, sağlık sistemine emek vermiş, iş dünyasında taş üstüne taş koymuş, gençlerin önünü açmış insanlar var. Sağlığın Çınarlarına Vefa Ödülleri ve Çınarlara Vefa Beratı programlarını bu nedenle çok önemsiyorum. Çünkü biz sadece bir plaket vermiyoruz. Aslında dikkat çekmek istediğimiz şey; sizin emeğinizi gördük, sizi unutmadık ve sizden sonra gelenlere de sizi anlatacağız demek istiyoruz. Gençlere de özellikle şunu söylüyorum. Başarıyı sıfırdan başlamış gibi görmeyin. Sizden önce birileri yol açtı. O yolu bilin, o insanları tanıyın ve onların bıraktığı bayrağı daha ileri taşıyın. TÜSİAV olarak iş dünyasına vermek istediğimiz mesaj da çok açık. Başarı değerlidir ama vefayla taçlandırılan başarı çok daha değerlidir.
- Son dönemde Anadolu'daki çeşitli ticaret ve sanayi odalarına gerçekleştirdiğiniz ziyaretlerde de vurguladığınız gibi iş dünyasının temkinli olması, itibarını koruması ve daha çok sosyal sorumluluk projesi üretmesi gerekliliğinden bahsediyorsunuz. Ekonomik dinamiklerin hızla değiştiği günümüzde, okurlarımıza krizleri fırsata çevirecek ve toplumsal dayanışmanın önemine dikkat çekecek tavsiyeleriniz neler olur?
- Kriz dönemleri iş dünyası için zor zamanlardır, ama aynı zamanda karakter sınavıdır. Ekonominin iyi olduğu dönemde herkes güçlü görünebilir. Asıl mesele, işler zorlaştığında nasıl davrandığınızdır. Ben iş insanlarımıza her zaman şunu söylüyorum. Panik yapmayın, itibarınızı riske atmayın, kısa vadeli kazanç uğruna uzun vadeli güveninizi kaybetmeyin. Para kaybedilebilir, yeniden kazanılabilir. Ama itibar kaybedildiğinde onu yeniden kazanmak çok daha zordur. Bugün şirketlerin sadece bilançolarına değil, toplumdaki karşılığına da bakması gerekiyor. Sosyal sorumluluk artık bir vitrin faaliyeti değil. Özellikle eğitim, sağlık ve ülke istihdamı gibi her alanda iş dünyasının sorumluluk alması gerektiğine inanıyorum. Krizleri fırsata çevirmek de burada başlıyor. Kriz döneminde yeni pazarlar araştıracaksınız, dijitalleşeceksiniz, maliyetlerinizi akıllıca yöneteceksiniz, insan kaynağınıza yatırım yapacaksınız. Ama bir taraftan da çevrenizdeki insanları unutmayacaksınız. Çünkü toplum zor zamanlarda birbirine daha fazla ihtiyaç duyar. İş dünyasının da bu dayanışmanın lokomotifi olması gerekir. Benim tavsiyem üç kelimeyle özetlenebilir. Tedbir, güven ve dayanışma. Ve şunu hiç unutmayalım ki; iyi günde kazandığınız para sizi zengin eder, zor günde gösterdiğiniz karakter ise sizi değerli kılar.
- Hem güçlü bir sivil toplum lideri hem de benim sevgili dayım olarak; yeni nesle, geleceğin liderlerine ve bu röportajı okuyan herkese bırakmak istediğiniz en önemli mesaj veya tavsiye nedir?
- Gençlere vereceğim en önemli tavsiye şu olur: Kendinize güvenin ama kendinizi dünyanın merkezinde görmeyin. Çok okuyun, çok çalışın, çok insan tanıyın ve mümkün olduğunca farklı görüşleri dinleyin. Başarı bir gecede gelmez. Bugünün gençleri çok hızlı sonuç almak istiyor. Oysa gerçek başarı biraz sabır, biraz mücadele, biraz da alın teri ister. Düştüğünüz zaman yeniden kalkmayı öğrenin. Çünkü hayatta insanı büyüten sadece kazandığı zaferler değil, atlattığı zorluklardır. Bir de ne olursanız olun, insanlığınızı kaybetmeyin. Çok iyi bir mühendis, çok başarılı bir iş insanı, çok önemli bir yönetici olabilirsiniz. Ama iyi bir insan değilseniz bütün o başarıların bir anlamı eksik kalır. Ben gençlere hep şunu söylemek isterim: Kendinize bir kariyer değil, bir karakter inşa edin. Kariyeriniz zamanla değişebilir; karakteriniz ise sizin imzanızdır. Ve sevgili yeğenime, bu röportaj vesilesiyle ayrıca şunu söylemek isterim. Hayatta nereye gelirsen gel, aileni, seni yetiştirenleri, sana yol gösterenleri ve elinden tutanları unutma. Çünkü insanın en büyük zenginliği yalnızca sahip oldukları değil, arkasında bıraktığı güzel insanlardır. Benim için hayatın özeti belki de şu cümledir. İnsan bu dünyaya sadece yaşamak için değil, yaşadığı yere ve insanlara bir güzellik bırakmak için gelir.