İncelik Kaybolurken

Bazen düşünüyorum da biz ne zaman bu kadar tahammülsüz olduk.

Eskiden insanlar birbirine daha mı kibardı bilmiyorum ama bugün sokağa çıktığımda bunu hissetmemek mümkün değil. Herkes bir yere yetişmeye çalışıyor Herkes gergin, herkes en ufak bir durumda sesini yükseltmeye hazır gibi.

Markette kasanın biraz yavaş ilerlemesi yetiyor Homurdanmalar başlıyor Trafikte yeşil ışık yanar yanmaz korna sesleri yükseliyor. Toplu taşımada yaşlı birine yer vermemek artık kimsenin dikkatini çekmiyor. Birine yanlışlıkla çarptığında özür dilemek yerine ters ters bakılıyor Sanki kabalık hayatın normal bir parçası olmuş gibi.

İşin en üzücü tarafı da bu aslında kimse artık bunlara şaşırmıyor çünkü alıştık.

Oysa nezaket dediğimiz şey öyle büyük fedakarlıklar istemiyor. Bir teşekkür etmek. Bir günaydın demek. Kapıyı arkandan gelen için tutmak. Karşındaki konuşurken gerçekten dinlemek. Bazen tek bir güzel söz insanın bütün gününü değiştirebilir ama biz bunu unutuyoruz.

Son zamanlarda insanlar birbirine karşı daha sert, daha kırıcı, daha sabırsız. Kimsenin kimseyi anlamaya vakti yokmuş gibi. Herkes kendi derdini anlatmaya çalışıyor ama kimse karşısındakini duymuyor.

Belki de bu yüzden artık güler yüzlü biriyle karşılaşınca şaşırıyoruz. Çünkü alışık değiliz. Oysa şaşırmamız gereken kibarlık değil, saygısızlığın bu kadar sıradan hale gelmesi.

Bir toplum sadece yaptığı büyük işlerle değil, insanların birbirine nasıl davrandığıyla da hatırlanır. Eğer birbirimize selam vermeyi teşekkür etmeyi özür dilemeyi bile unutuyorsak kaybettiğimiz şey sadece nezaket değildir. Birbirimize olan bağımızdır.

Belki dünyanın yükünü tek başımıza hafifletemeyiz ama birbirimizin yükünü ağırlaştırmamak elimizde. Biraz daha anlayışlı olmak, biraz daha sabırlı olmak, biraz daha insan olmak da elimizde.

Çünkü bazen bir tebessümün değeri uzun cümlelerden çok daha fazladır.