İLMEK İLMEK YÜREK, KAT KAT YELEK

Anadolu’da bir kadının sırtına baktığınızda sadece bir giysi görmezsiniz. Kat kat giyilmiş yelekler, ilmek ilmek işlenmiş bir ısrar görürsünüz. Mevsimle açıklanamayacak, güneşle kandırılamayacak bir ısrar…

Sorarsınız…
“Üşüyor musun?”
Cevap hep aynı sızıya çıkar;
“Şu iki kürek kemiğimin ortası var ya…
Elim gibi… Orası hiç ısınmıyor.”

Bu bir şikayet değildir aslında; bedenin dile gelmiş halidir. Çünkü o kadın çoğu zaman konuşamaz. İçinden geçenleri anlatamaz, kırıldığını söyleyemez, yorulduğunu kendine bile itiraf edemez. Ama insan içine sustuklarını sığdıramayınca, bedeni taşmaya başlar.
Şifacıların reçetesi yetmez bu sızıya; tahliller temiz, röntgenler dilsiz çıkar.

Çünkü mesele kas değil, kemik değil; mesele, omuzda taşınan ama kimselere gösterilmeyen yüktür.

Söylenmeyen her söz, yutulan her gözyaşı, ertelenen her hayal bedende kendine bir yer arar. Ve çoğu zaman o yer, iki kürek kemiğinin arasıdır. Orası, görünmeyen ağırlıkların omurgaya yaslandığı, kimsesiz duyguların sessizce biriktiği gizli bir mahzendir.

İşte yelek tam burada devreye girer. Yelek, aslında başkalarının soğuk sözlerinden, bakışlarından ve hayata karşı savunmasız kalmaktan korunmak için örülmüş bir duvardır.

Sadece ısınmak için giyilmez o; o görünmeyen ağırlığa sarılan bir kalkan, kadının kendine kurduğu küçük, mahrem bir sığınaktır. Soğuk sandığı şey üzüntü, rüzgar sandığı şey hayal kırıklığıdır. Üşüdüğünü zanneder ama aslında korunuyordur.

Fakat sanmayın ki bu yelek sadece bir teslimiyetten ibarettir.

O kat kat yeleğin altında, tüm dünyayı ısıtan bir ocak tüter. O yelek, evin direğini sıcak tutan, sofradaki ekmeği mayalayan, evlatlarını kanatları altına alan gizli bir kuvvetin zırhıdır. Kadın, sırtındaki o sızıyı yeleğiyle dizginlerken, içindeki sıcaklıkla koca bir yuvayı ayakta tutar. Kendi üşüse de etrafını ısıtmaktan vazgeçmez.

Her yelek; biraz sabırdır, biraz "idare et"tir, biraz da "her şeye rağmen buradayım" deme biçimidir.

Dışarıdan bakana sıradan bir alışkanlık gibi görünür; ama dikkatle bakarsanız şunu görürsünüz;
O yelek, kadının yıkılmadan ayakta kalma sanatıdır.
Yüreği ağır gelenin, sırtına ördüğü görünmez bir kaledir.
Bazı kadınlar ağlayamaz, anlatamaz, yükünü bırakamaz…
Sadece üşür.
Ve o üşümenin çaresi olarak bir yelek daha giyer.
Kimse bilmez;
Isınmak için değil... dağılmamak için.

SONSÖZ
Bir kadın sırtını kat kat giydirip ısıtmaya çalışıyorsa, bilin ki yüreği çoktan ayazda kalmıştır ve susturduğu yüreğidir.
Ama o yelek sırtında olduğu sürece, ne o kadın devrilir ne de o ev soğur.

Ve anlayın, o yelek sırtta durdukça, ne o kadın yıkılır ne de o ev soğur.