İlber Hoca'yı pazartesi günü toprağa verdik. Televizyondan camideki kalabalığı izlerken aklıma kitapçı geldi. Niye? Ben hayatımda İlber Hoca'yı bir kere yüz yüze gördüm. O da yıllar evvel bir kitap imza gününde idi. Bir kitapçıda masasının yanında oturmuş kuyruktaki müşterileri veya daha doğrusu hayranlarını bekliyordu. Ben de kitabını alıp oğluma ithaf ettirirken birkaç kelime konuşmuştuk. Hepimizin televizyonlardan bildiği o güler yüzü yakından görme ve elini sıkma imkânına kavuşmuştum. Cuma günü başka bir kitapçıda birkaç yeni çıkmış eseri güzelce karıştırıyordum. Kitapların hepsi siyaset bilimi ve tarih konularıyla ilgiliydi. Kendimi kitaplara kaptırdığımın bilincindeyken birdenbire bir de telefonuma baksam dedim. Tabii gazeteleri açtığımda kötü haberi aldım. İlber Hoca ile ilk tanışmam ve son nefesini aldığını öğrenmem kitapçıda oldu. Bu da tabiri caizse eşyanın tabiatına uygun oldu.
İlber Ortaylı’nın aramızdan ayrılışı elbette acı. Yine de 78 seneye bu kadar eser sıkıştırması, bu kadar güzel anı bırakması da, bir o kadar güzellik. Her sevilen kişinin ölümü erkendir deriz ve bu doğrudur. Sevenleri doyamadıklarına hakikaten üzülür. Ama hayat bu. Günümüzde 78 yaş da pek yaşlı sayılmıyor. Dünyada ve ülkemizde 80'leri ve 90'ları deviren pek çok insan var. Onların arasında İlber Hoca'yı da görmeyi çok arzu ederdik.
Saygı duyduğum meslek büyüğüm olarak kendisinin çok daha fazla katkısı olacağından şüphem yoktu. 80'li yaşlarında farklı bakış açılarıyla güncel gelişmeleri hem neşeli hem de derinlemesine irdeleyecekti. Unuttuğu veya sakladığı anılarını hatırlayıp kâğıda döküp bize dokunduracaktı. Düşündürecekti. Şimdi kendisi yok. Bizleri kim düşündürecek?
Gerçekten yeri çok zor doldurulacak bir şahsiyet. Sadece hoca değil elbette. Ondan çok daha ötede. Her ne kadar da hafif kalsa bile, belki en uygun sıfat entelektüel. Peki, tarihçi desek yanlış mı olur? Olmaz. Yeterli mi olur? Olmaz. Kendi akademik biriminin dışına çıkabilen ve o konularda uzman ağırlığını hissettirebilen başka birisi ne yazık ki aramızda yok. Tabii, insan bilgin olabilir, çok akıllı, çalışkan olabilir, ama bu o kişinin büyük kitleler tarafından sevileceği anlamına gelmez. Hele hele genç kuşaklar tarafından. Bilirkişiye saygı duyulur ama her uzman da sevilmez. İlber Hoca bu ender zirveye ulaşabilen birisiydi. Son yıllarda çıkardığı kitapların çok satmasının tek nedeni sayfalarda aktarılan bilginin dışında bilginin aktarılış biçimiydi de. Televizyonda sohbet ettiği gibi akıcı biçimde yazması onu fildişi kulesinde yaşayan yaşı geçmiş bir profesör olarak değil 7’den 7’e herkese hitap eden bir sevimli mi sevimli ihtiyar delikanlı olarak tanıttı.
Bu fani dünyadan ayrıldı ama arkasında çokça karıştırılacak sayfalar, altları çizilecek satırlar bıraktı. Sadece ciltli kitaplar ile bunu da sınırlandırmak doğru olmaz. Türk kamuoyu bağrına bastığı bir evladını kaybetti. Bakalım bizler onun gibi zarif bir entelektüeli ne zaman kazanabileceğiz? Yolumuz zor, yolumuz uzun, yolumuz maalesef yokuş.
Ben İlber Hoca'nın kitaplarına dönüyorum. Özleyenler kendisini satır aralarında bulacaklar…