İLBER ORTAYLI

İlber Ortaylı ile AKM’de Kısa Bir Sohbet ve Uzun Bir Ders

İstanbul’un kalbinde yükselen Atatürk Kültür Merkezi’nin o görkemli salonunda, sanatın ve

tarihin aynı anda nefes aldığı bir akşam…

Biz, Ankara Devlet Opera ve Balesi sanatçıları olarak Ankara’dan İstanbul’a gelmiş,

Giuseppe Verdi’nin ölümsüz eseri Aida operasını sahnelemek üzere hazırlık içindeydik.

Opera kulislerinin kendine özgü telaşı vardır: kostümler,makyajlar, son tekrarlar, orkestra

sesleri… Tam o sırada arkadaşlarımın biri kulağıma eğilip,

“Salonda İlber Hoca var” dedi.

İtiraf edeyim, insanın aklına hemen öğrencilik yıllarındaki tarih kitapları, televizyon

programları, o kendine has bilgeliği ve mizahı gelir. Ben de üzerimde Aida kostümümle

yanına doğru yürüdüm. Belki de tarihte ilk kez bir tarihçi ile Antik Mısır kostümü içinde

tanışan opera sanatçılarından biri oldum.

Kendisiyle kısa ama son derece sıcak bir sohbetimiz oldu.

Karşımda televizyon ekranlarında gördüğümüz o ciddi tarihçi değil, ağabey sıcaklığında bir

İlber Ortaylı vardı.O sohbet sırasında hoş bir ayrıntıyı da öğrenmiştim: “İlber” ismi Tatarca’da

“Alper” anlamına geliyormuş. İsmin anlamını da o gün bu şekilde öğrenmiş oldum.

Eserden, sahneden, yeni yapılan AKM’nin ihtişamından konuştuk. O an şunu düşündüm:

Bazı insanlar sadece bilgi taşımaz; aynı zamanda bir kültürün hafızasını da taşırlar.

O gün sohbet ederken aklıma sonradan çokça paylaşılan bir liste geldi:

“İlber Ortaylı’dan gençlere 6 öğüt.

Aslında bu öğütler yalnız gençlere değil, biraz dikkatle bakınca hepimize verilmiş bir hayat

pusulası gibidir.

Birincisi; marka takıntısına kapılmamak.

İnsan kıyafetiyle değil, karakteriyle görünür.

İkincisi; müzikle ilgilenmek.

Bir enstrüman çalmak insanın ruhuna sabır, disiplin ve zarafet kazandırır. Belki de bu yüzden

opera sahnesinde yıllar geçiren bizler müziğin insanı nasıl olgunlaştırdığını en iyi

bilenlerdeniz.

Üçüncüsü; yokluğu tanımak.

Emeğin, alın terinin kıymetini bilmek… Çünkü ekmeğin nasıl kazanıldığını bilen insan,

hayatın değerini de bilir.

Dördüncüsü; terbiyeli olmak ve usul erkân bilmek.

Saygı bazen en basit görünen ama en değerli erdemdir.

Beşincisi; merak etmek ve dünyayı görmek.

İnsan başka kültürleri tanıdıkça kendisini daha iyi anlar.

Ve altıncı öğüt; yabancı dil öğrenmek.

Dil yalnızca kariyer için değil, dünyaya başka gözlerle bakabilmek için gereklidir.

AKM’nin o akşamki atmosferinde, sahnede binlerce yıllık bir hikâye anlatılırken, salonda da

tarihin yaşayan hafızalarından biri oturuyordu.

Belki de sanatın en güzel tarafı budur:

Zamanları birbirine bağlar.

Opera sahnesinde Antik Mısır, salonda Cumhuriyet kültürü, kuliste sanatçıların heyecanı…

Hepsi aynı anda aynı çatı altında buluşur.

Benim için o kısa sohbet bir anıdan çok daha fazlasıydı.

Bazen birkaç dakikalık bir sohbet, yıllarca unutulmayacak bir ders bırakır.Şimdi bu yazıyı bitirirken, o akşamın sıcaklığını hatırlayarak küçük bir dilek de eklemek

istiyorum.

Bayramların anlamı yalnızca takvimdeki bir gün değildir.

Bayram; insanın kalbinin biraz daha genişlediği, dünyaya biraz daha umutla baktığı bir andır.

Dileğim odur ki;

İnsanlık

barışın, sevginin ve kardeşliğin dilini daha çok konuşsun.

Doğa, hayvanlar ve insanlar birlikte daha güzel günler görsün.

… ..

Bayramınız kutlu olsun.

Dünyamız biraz daha barış, biraz daha dostluk ve biraz daha merhametle dolsun.