Ankara koridorlarında bir haftadır sahnelenen o utanç verici tiyatro, bu toprakların siyasi namusunu ve seçmen iradesini açıkça hedef almaktadır.
Yargı mekanizmasının yapay kararlarla siyasete nizam verme çabası karşısında dik durması gerekenlerin, sokağın öfkesini fırsat bilip gizlendiği sığınaktan başını uzatması tam bir siyasi ahlaksızlık örneğidir.
Millet sandıkta umudu büyütmek için bedel öderken, elindeki son barutu da partisini ve kendi yol arkadaşlarını sırtından hançerlemek için harcayan Kemal Kılıçdaroğlu’nun ekrandaki o sinsi tebessümü hafızalardan silinmeyecektir.
Kendi hırslarını, koltuk ikballerini ve kaybettikleri o bürokratik konforu geri kazanmak adına mahkeme salonlarındaki mühendislik hamlelerine bel bağlayanlar, bu halkın gözünde çoktan mutlak bir butlanla malul olmuştur.
Siyaset tarihinin gördüğü en bencil, en liyakatsiz ve en yıkıcı ihtiras sarmalı, bugün Kemal Kılıçdaroğlu suretinde kendisini bu ülkenin kurtarıcısı olarak pazarlamaya cüret etmektedir.
Demokrasi cephesinde gedik açılırken, o gediği savunmak yerine oradan sızıp ganimet toplama telaşına düşenlerin maskesi nihayet düşmüştür.
Toplum, yargı eliyle dizayn edilmek istenen bir geleceğe karşı haklı bir direnç gösterirken, Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu krizi bir geri dönüş manivelası olarak kullanması tam bir akıl tutulmasıdır.
Sokağın isyanını ve meydanların feryadını kendi kişisel kariyer planına meze yapan bu zihniyet, niyetinin ne kadar karanlık ve liyakatten uzak olduğunu bir kez daha kanıtlamıştır.
Ümit Özdağ’ın toplumsal infial konusundaki o haklı ikazı ve Özgür Özel’in kurumsal iradeyi teslim etmeyen kararlı barikatı, bu eski aktörün ne denli derin bir yalnızlığa gömüldüğünün en sıcak belgesidir.
On üç sandıktan sadece hüsran çıkarıp halkın sırtına devasa bir umutsuzluk kamburu yükleyen bir figürün, bugün hala kendisini tek çare olarak dayatması halkın zekasıyla alay etmektir.
Ancak bu hoyrat kibrin arkasındaki asıl çeteleşmiş yapı, partinin omurgasına bir ur gibi yapışan o ebedi bürokratik oligarşidir.
Faik Öztrak gibi isimlerin bayraktarlığını yaptığı bu dinozorlar kastı, vatandaşın ekmek kavgasından da Cumhuriyetin kurucu haysiyetinden de tamamen kopuk bir konfor alanı yaratmıştır.
Seçim geceleri millet kahrolurken koltuklarından bir milim bile kıpırdamayan bu statüko şebekesi, şimdi Kemal Kılıçdaroğlu’nu paravan yaparak kendi çürümüş hanedanlıklarını kurtarma derdine düşmüştür.
Büyük dedelerinden miras kalmış birer mülk gibi gördükleri devlet ve parti mevkilerini kaybetmemek adına her türlü ilkesiz ortaklığa razı olan bu ekip, tasfiye mevsiminin geldiğini anlamak istemiyor.
Oysa 1923 Cumhuriyetinin özünde, egemenliği sarayların veya bürokratik kastların elinden alıp kayıtsız şartsız millete teslim eden o devrimci irade yatar.
Vatandaş, kendi geleceğini mahkeme koridorlarındaki kurultay hesaplarına kurban etmek isteyen bu işgalci zihniyeti ilk sandıkta tarihin dışına fırlatacaktır.
Kendine hayali bir sefer görev emri uydurup, tam da iktidarın arzuladığı o bölünme senaryosuna figüranlık yapan bu ihtiraslı odak, halkın vicdanında çoktan mahkum olmuştur.
Bu ülkenin namuslu insanlarının, her satırından riyakarlık ve samimiyetsizlik sızan o köhne belagat oyunlarına harcayacak tek bir saniyesi bile yoktur.
Evdeki o kurumsal temizlik harekâtı yarım kalmayacak, koltuk sevdası uğruna ilkelerini ve yol arkadaşlarını feda eden tüm bu siyasi mevtalar ilk seçimde geri dönmemek üzere tasfiye edilecektir.