Adını vermiş kitabına benim sevgili kardeşim Ömer Duran. Hıncal ağabeyin (Uluç) rahleyi tedrisatının verdiği bir alışkanlıktır. Benim arkadaşlarım olmaya hak kazanmışlar ne yaparlarsa güzel yaparlar. Çünkü ben onları bu ayırt edici özellikleri nedeniyle arkadaş bellemişimdir. Tiyatro, sinema ve dizi oyuncusu Duran'ın durup dururken çok yönlü sanatçı olmadığını kitabın ilk satırlarından anlamaya başlıyoruz. Yaşanmışlıkların zenginliği ile bezenmiş anekdotlar Duran'ın altyapısını bezeyen kaldırım taşları. Her birinden sağlam bir öykü çıkarabilir insan. Duran aynen öyle yapmış ve her biri kendi içinde dramatik yapısı sağlam öyküler oluşturarak bezemiş sunumunu. Üç bölüme ayırdığı kitabının ‘İlYAS’ adlı ilk bölümünde kurgusal bilge arkadaşı İlyas'la, yani kendisiyle nehir söyleşi yapıyor ki keyfinden geçilmez bir muhabbet. Malum ‘nehir söyleşi’ toplumda iz bırakmış, alanında uzman veya merak uyandıran kişilerle uzun soluklu, derinlemesine yapılan soru-cevap odaklı biyografik söyleşi türüdür.
Sadece bir anı aktarımı değil, sözlü tarih çalışması niteliği taşıyan bu türde, röportaj yapılan kişinin hayatı, deneyimleri ve düşünce dünyası birinci ağızdan, bir nehir gibi akıp giden samimi bir dille aktarılır. İkili susarak konuşuyor, yaşamlarının kırılma noktalarını kağıda döküyorlar. Ömer oyunculukta başkalarının diyaloglarını konuşmayı o kadar kanıksamış ve de bezmiş ki içinden konuşma moduna geçmiş. Öz söyleşi sanı verebileceğimiz anlatımın akıcılığı bir solukta okuma ritmine sokuyor insanı. ‘VE GÜNLÜKLER’ kısmında yaşamının akışı içerisinde ki yaşanmışlıklarını fil hafızası filtresinden geçirerek kısa öykülere serpiştirmiş DURAN ki soyadına tezat hiçbir öykü yerinde durmuyor…hepsi kıpır kıpır espri yoğun mesajlar veriyor…Mesajlar diyorum çünkü Duran ders vermiyor veya ağır abi deyişleri sıralamıyor. Yaşadıklarından aktardıkları arasından hoşunuza giden varsa alıcı olur kitapta kalırsınız.
Avanos, Fethiye, Üsküp, Dolapdere özelinde geçen ama aslında lokasyondan bağımsız global anılar bunlar. ‘Mekan bahane anlatım şahane’ dersem abartmış olmam. Öyküler arasında sokak çocuğu üslubuyla yazılmış ‘Sakın Gitme Oteli’ var mesela adını duyar duymaz içine düştüm. Okuyanı içine çektikten sonra gezilip kapısına dayadığı son VESAİRE… kısmında ise kitabının belini kırmış Ömer Duran. Yaşamın onu içine alıp nasıl varoluş taşlarını döşettiğini; ‘Nasıl Öğretmen Olamadım’ öyküsünde anlattıktan sonra, peş peşe içeriğini başlıklarında yansıttığı ‘Nasip Olmadı Beyim’ vb. öyküleriyle hayatın neye benzeseydi güzel olacağını aktarıyor okuyucusuna. ‘Dayak’ öyküsünde betimleme sanatının zirvesine çıkarak dış görünümle içerik arası salınımları dilendirmiş ki okunası.
Baştaki sorusunun yanıtı yaşamındaki kesitlerde, her bir öykünün kıyısında köşesinde sizin anlayacağınız. Hayat Neye Benzeseydi Güzel Olurdu Ömer Duran İnkilap Kitapevi ISBN: 978-975-10-4958-2