Bizler, yaşam yolculuğumuzu geleceğe doğru kurduğumuz ümit köprüleriyle anlamlandırırız. Hayal kurmak, bizi mevcut hakikatin dar kalıplarından çıkararak olmak istediğimiz yere getiren en büyük insani yetenektir. Ancak çoğu kişi, hayatın belli dönemlerinde büyük bir heyecanla inşa ettiği hayallerinin aniden yerle bir olduğunu görür. Böyle bir durumda ilk yaptığımız iş kendimizi suçlamalara başlamaktır. Yeterince çabalamadığımız, şansımızın yardım etmediği veya yeteneklerimizin yetersiz kalması konusu üzerinde dururuz. Oysa hayaller bazen eksik malzemeden değil, yanlış zeminden yıkılır. Sorun inşa ettiğimiz yapının kalitesinde değil, o yapıyı konumlandırdığımız zeminin çürüklüğündedir.
Hal böyleyken, geride bıraktığımız başarısızlıkların ve kırıklıkların sebebini ve teşhisini doğru analiz yapmak mecburiyetindeyiz. Çoğu zaman hayatımızdaki insanları, koşulları ya da doğrudan kendimizi suçlama kolaycılığına kaçarız. “Beni kimse anlamadı”, “Yoluma takoz koydular” ya da “Bu iş için uygun zaman değildi” demek içimizdeki savunma mekanizmasının ürününden başka bir şey değildir. Gerçek şu ki, sorun, insanlar veya dış etkenlerden değil beklentilerimizi yanlış yerde aramamızdan kaynaklanmaktadır. Sıvı zemin üzerine bina yapmaya kalktıysanız dünyanın en kaliteli betonunu da kullansanız o muhteşem diyerek yaptığınız bina eninde sonunda çöker. Beklentilerimizi, bizi taşıyamayacak karakterlerin, değişmeye niyeti olmayan zihniyetlerin ya da gerçek dışı zeminlerin üzerine kurduğumuzda, yıkım kaçınılmaz olur.
Doğru hayal, ancak doğru zeminle buluştuğunda ayakta kalır. Doğru zemin ise her şeyden önce dürüst bir farkındalık gerektirir. Kendi sınırlarını bilmek, karşınızdaki insanın kapasitesini doğru ölçebilmek ve hayatın çıplak gerçekleriyle yüzleşmek bu zeminin ilk temelini oluşturan harcıdır. Bu, hayallerimizden vazgeçtiğimiz anlamı taşımaz veya onları sıradanlaştırmak anlamına gelmez. Tam aksine, hayallerimize hak ettiği sağlam temeller sağlama girişimidir. Güçlü bir vizyon, ancak ayakları yere basan stratejilerle desteklendiğinde kalıcı bir esere dönüşebilir.
Bu yeni haftada, önümüze temiz ve beyaz bir sayfa açalım. Kendimize vereceğimiz en büyük hediye, hayallerimizi küçültmeden, sadece onların yerini doğru seçtiğimiz bir başlangıç yapmak olsun. Hedeflerimizi daraltmadan ya da ideallerimizden ödün vermeden sadece hayallerimize giden yolda, beklentilerimizi kimlerin ve nelerin üzerine sabitlediğimizi yeniden gözden geçirerek, değer görmediğimiz bir ilişkiden sadakat, vizyonu olmayan bir yapıdan büyük başarılar beklemeyi bir kenara bırakmalıyız. Hayallerimizi doğru toprağa ve zemine ekmeyi öğrendiğimizde, köklerimiz de hayallerimiz de fırtınalara karşı sarsılmaz olacaktır.