Hatay Meselesi’ne Dikkat!

Yanılmıyorsam 1987 yılıydı. TBMM’de İçişleri Komisyonu Başkanı olan Malatya Milletvekili Galip Demirel’i makamında ziyaret etmiştim. Çalıştığım gazete yönetiminin isteği doğrultusunda sorular soruyordum. Şöyle demiştim:
“Sayın Başkan, son yıllarda yurt genelinde bir çok ilçeyi il yapıyorsunuz, Hatay’ın İskenderun İlçesi, nüfusu ve konumu itibariyle il olmaya son derece uygun, neden İskenderun için böyle bir adım atılmıyor?..”

Galip Demirel, kısa bir duraklamadan sonra şu yanıtı vermişti:
“İskenderun üzerinde çok duruldu, ancak, stratejik olarak İskenderun’un il yapılması mümkün görülmüyor. Hatay’ın ana vatana katıldığı 1939 yılından bu yana, Suriye, Hatay üzerinde hak iddia etmektedir. Birleşmiş Milletler nezdinde bir referandum talebi durumunda, Hatay’ı kaybetme riskimiz bulunuyor. Yani Hatay’da nüfus olarak Suriyeli Araplar çoğunlukta. İskenderun, Dörtyol, Erzin gibi Türk nüfusunun yoğun olduğu ilçelerimiz, Hatay İli genelinde, demografik yapımızı dengeliyor, bu nedenle İskenderun’u, Hatay’dan koparamıyoruz...”

Son günlerde sosyal medyada karşılaştığım Hatay ile ilgili paylaşımlar, bana yıllar önce öğrendiğim bu sarsıcı bilgiyi anımsattı. Üstelik o yıllardan sonra bölgemizde çok önemli gelişmeler yaşandı ve yaşanıyor. 2011 yılından beri devam eden Suriye iç savaşı nedeniyle milyonlarca Suriyeli, Türkiye’ye doldu. 6 Şubat 2023 yılında yaşadığımız asrın deprem felaketinde en büyük can kaybı ve yıkım Hatay’da meydana geldi, yerli halkın bir kısmı, ülkenin başka bölgelerine göç etti.
Sosyal medyada Hatay ile ilgili paylaşımlarda sağlık sektöründen kamu sektörüne, sade vatandaşlardan araştırmacı ve yazarlara kadar endişe verici gelişmelere rastladım.

“Hatay, savaşılmadan kaybediliyor. Burada sağlık personeliyim, Suriyeli hastalarımız, Arapça bilmediğimiz için sürekli bizlere baskı yapıyorlar, Suriyeli doktorlarımız var, onlar da bizi hor görüyorlar. Her 10 doğumdan 8’i Suriyeli. Erkeklerin dört beş tane eşleri var. 13 yaşında kız çocukları hamile. Ayrıca bir kadın isminin, iki ay içerisinde 2 yerde doğum yaptığını belirledik. Araştırılmıyor, kimse bilmiyor burada yaşananları, nefes alamıyoruz burada. Daha dün, 4 eşi bulunan bir adamın 26’ıncı çocuğunun doğumunu yaptırdım...”

Hatay hakkında ürkütücü bir paylaşım da şöyle:
“Hatay’la ilgili ciddi şekilde Suriye propogandaları yapılıyor. Sosyal medya hesaplarından, “Hatay’ı alacağız” diye Türkçe paylaşımlar yapılıyor, binlerce beğeni alıyor. Parklarda, duvarlarda Arapça, “Hatay bizimdir” sloganları yazılıyor...”
Okuduklarım beni dehşete düşürüyor. Filistin’de, Gazze’de, Lübnan’da İsrail ile savaş devam ediyor. Kuzeyimizde Rusya ve Ukrayna savaşı, her geçen gün daha da şiddetleniyor. Türkiye’nin barışma ve yeniden yakınlaşma mesajları gönderdiği Suriye’den, “Türkiye, topraklarımızdan çekilmeden, görüşmelere başlamayız” şeklinde haberler duyuluyor.
Bir yandan Büyük Ortadoğu Projesi, karanlık bataklığında adım adım ilerliyor, bir yandan Suriye ve Irak’ın sınırımıza yakın bölgelerinde PKK/KCK gibi terör örgütleriyle mücadele devam ediyor, diğer yandan tarihimizin en ağır ekonomik krizi içerisinde bocalıyoruz, iç siyasettekiler, kendi hesaplaşmalarının dışına çıkamıyorlar.
Prof. Dr. Celal Şengör, katıldığı bir programda, Türkiye’nin geleceğiyle ilgili konuşuyor, son derece ürkütücü ve düşündürücü şu sözleri söylüyor:

“Türkiye’nin sonu artık belli ve uzakta da değil bu. Önümüzdeki 30-40 yıl içinde Türkiye olmayacak... Yani bu 20 senelik AKP iktidarı ve ondan önce 1950’den beri gelen, dine önem veren bu iktidarlar, bunlarla beraber, Türkiye’nin istikbali kapanmıştır.”
Bu iddiaya, içerisinde bulunduğumuz koşullarda hiç kimsenin, ‘deli saçması’, demeye hakkı yoktur. Devletimizin yönetimiyle ilgilenen başta siyasiler olmak üzere tüm kesimler, şapkalarını önlerine koyup değerlendirmelidirler.