HANGİ YOLU SEÇMELİ?

Derler ki; “dünyada çok sayıda kötülük ve yığınla kötü var. İnsanlık tarihi, iyilerle kötüler arasındaki bitmeyen bir mücadele olarak da okunabilir”.

Kötülük, kendiliğinden oluşmaz ve yalnızca bireysel davranışlarda görülmez; düzenlerin ve o düzenlerdeki kurumların, çıkarların, egemenlik ilişkilerinin içinde, geniş yığınları etkileyecek biçimde sürekli yeniden üretilir.

Kötüler güçlü görünür; çünkü iktidar, bireysel çıkarlar ve ayrıcalıklar hep onların yanındadır. Kötülüğün parçası olmak kolaydır: Sessiz kalmak, görmezden gelmek, kişisel çıkarından başka bir şey düşünmemek yeterlidir. Çoğu insan gerçekleri algılayıp kendisi gibi olanlarla yaşam birliğine katılıncaya değin, kötülüklerden sakınmak için kolay yolu seçer; güçten, o güçle sürdürülen düzenden, sağlayacağı ayrıcalıklardan yana konum alır. Bu tercihiyle, ilk kez tarihin derinliklerindeki güçlü insanların kurduğu ve on binlerce yıldır süregelen, doğayla uyumsuz, nükleer silahlardan da kötü, “yöneten azınlık / yönetilen çoğunluk” düzeninin sürmesine destek olur.

İyilik ise çoğu zaman bu düzene karşı direnişten doğar. İyilerin kötülere karşı adalet, eşitlik, dayanışma hedefi için verilen bu mücadele zordur, bir yığın engelle karşı karşıyadır. Kötülerin egemenliğindeki dünyada, iyilerin, ne zaman sonuçlanacağı belirsiz mücadelesine katılmanın, ödenmesi olası bedelini göze almayı gerektirir ama o mücadele ile kazanılacak her şey buna değer.

Çünkü, insanlık yalnızca iyilerin mücadelesiyle ilerler, gelişir.

Görüldüğü gibi, kötülüklerden kurtulmanın iki yolu vardır:

  • Kötülerin ve onların düzeninin parçası olup kötülüklerden bireysel kurtuluş tercih edilebilir. Bunun için özel bir mücadele yapmak gerekmez.

Bu kolay ama yanlış bir yoldur.

  • Kötülere ve kötülüklere karşı kendisi gibi olanlarla bütünleşip, herkesle birlikte kurulu düzeni değiştirerek kurtulmak seçilebilir. Bunun için yılmadan, usanmadan, aralıksız mücadele etmek gerekir.

Bu zor ama doğru olan yoldur.

Tarihin her döneminde kötülükle mücadele farklı biçimler alsa da iyilerin hedefi her zaman kurulu düzeni değiştirmek olmuştur:

  • Antik çağda kölelik düzenine karşı çıkanlar, iyilerdi.
  • Orta Çağ’da zulümle sürdürülen düzene karşı direnen halkın eylemleri, iyilerin mücadelesiydi.
  • Modern çağla birlikte başlayan ve esas olarak emekçilerce sürdürülen örgütlü hak arayışı, sınırsız sömürüye dayalı düzene karşı iyilerin mücadelesidir.
  • Günümüzde sahip çıkanlar olmasa; eşitlik, emeğin yüceliği, özgürlükler, insan hakları, doğal çevre gibi değerlerin umursanmayacağı bilinen kötülerin düzenine karşı çıkanlar, bu değerlerin yılmaz savunucusu iyilerdir.

Üstat K. Marx ve F. Engels, ünlü eserleri Komünist Manifesto’da somutlaştırdıkları, iyiler / kötüler mücadelesinden; "Şimdiye kadarki bütün toplumların tarihi, sınıf savaşımları tarihidir" diye söz ederler ve “son üretim biçimi kapitalizmin kendi mezar kazıcısı olarak yarattığı işçi sınıfının, yapacağı devrimle bütün kötülüklerin kaynağı olan sınıflı toplum düzeninin sonunu getireceğini” anlatırlar.

***
KÖTÜLÜKLERİN SONUNU GETİRECEK O GÜNLER NASIL BEKLENMELİ?

Tarih, çeşitli örneklerle bu sorunun yanıtını veriyor.

Komünist Manifesto’da öngörülen o sondan bağımsız olarak, iyilerin tarihteki kararlı mücadeleleri ile ait oldukları dönemin en büyük kötülükleri bitirildi.

  • “Muhteşem Roma’nın” köleci düzeni yıkıldı.Soyluların müttefiki Kilise’nin egemenliğindeki Orta Çağ’ın karanlığına son verildi.
  • Sınıfsal varlıklarını koruyacak çocuklarından başka hiçbir şey üretmeden egemenliklerini sürdüren soyluların düzeni yıkıldı.
  • Birçok sömürgede, işgalci emperyalist asalaklar ve işbirlikçileri kovuldu, ulusal bağımsızlıklar kazanıldı.
  • 8 saatlik işgünü, evrensel insan hakları gibi kavramlar egemen azınlığa kabul ettirildi, demokrasi geliştirildi.
  • Sermaye azınlığının birçok ülkedeki faşist diktatörlüğüne; despotik ve otokratik yönetimine son verildi.

Tarih, mutlak sona giderken, beklemeyip kötüler ve kötülüklerle mücadele edenlerin, tarihi dönüşümler yaratan kimi kazanımlar elde edilebildiğini gösteriyor. O dönüşümlerden, bunu sağlamanın tek yolunun iyilerin birlikte mücadelesi olduğu açıkça anlaşılıyor.
Kuşkusuz, yok edilmesi gereken daha çok kötülük var dünyada. Dünyayı tüm kötülüklerden arındırmak için de iyilerin güçlü birlikteliği ve kararlılığıyla kesintisiz sürdürülecek mücadeleden başka bir yol bulunmuyor.

Günümüz dünyasına bakıp, “ama iyiler hep azınlıkta kalıyor, hep kötüler kazanıyor” denilebilir. Evet, başlangıçta öyledir ama bilinen şu gerçek de akıldan hiç çıkarılmamalıdır: TARİHİN YÖNÜNÜ HEP İYİLER DEĞİŞTİRİYOR.

***
YA ÜLKEMİZDE?

Türkiye de dünyadan farklı değildir. Kötüler ve kötülükler karşısında hemen herkes iki yoldan birini seçiyor ve toplumsal yaşamdaki davranışlarını bu seçim belirliyor.

Kötülerin ve onların düzeninin parçası olarak kötülüklerden bireysel kurtuluş uman çoğunluk bir yanda,

Kötülere ve kötülüklere karşı kendisi gibi olanlarla kurdukları yaşam birliğinde bütünleşerek, yılmadan mücadele etmeye çalışanlar bir yanda.

Çoğunluğu oluşturanlar, yaşamlarında her gün karşılaştıkları yığınla kötülükten yakınmalarına karşın, sorunlarının çözümünü, onları üreten düzen içinde arıyorlar. O düzenle hiçbir çelişkileri yok ya da öyle sanıyorlar. Bu konumlarıyla, aslında kendi yaşamlarını da etkileyen kötülerle bütünleşiyorlar ve sürüp giden kötülüklerin başlıca sorumluları arasına katılıyorlar.

Kötülerin yönetiminde, onlarca yıldır süren kötülüklerle halka yaşatılan işsizlik, pahalılık, gelir dengesizliği, yolsuzluk, vurgunculuk, adaletsizlik, yasa ve hukuk tanımazlık, liyakatsizlik, kayırmacılık, niteliksiz eğitim, plansızlık, keyfilik ve bir türlü çözülmeyen daha pek çok sorun olan ülkemizde, merkezi ve yerel iktidarların hemen her uygulamasını gözü kapalı alkışlayan bu çoğunluk tüm kötülüklerin parçasıdır.

İyiler ise azınlık da olsalar;

  • Çağdaş demokrasi, insan hak ve özgürlükleri, hukukun üstünlüğü için mücadele ediyor,
  • İşçilerin hak arayışlarına, sendikal mücadelelerine destek oluyor,
  • Kadınların eşitlik ve özgürlük için yürüttüğü mücadeleye katılıyor,
  • Kentlerimizde doğayı yok eden rant projelerine karşı çıkıyor,
  • Yaşam birliklerini yaygınlaştırmak ve düzene muhalefeti güçlendirmek için uğraşıyor,
  • Üniversitelerde, sokaklarda, fabrikalarda adalet isteyen gençlerin mücadelesiyle, gelecek için umutlanıyorlar,

Onlar; on yıllardır varlığını sürdüren düzenin başlıca bileşenleri olan;

  • Yönetsel örgütlenme ve yönetim anlayışının,
  • Yargılamadaki yapılanmanın,
  • Eğitim sisteminin,
  • Kamusal uygulamalara yön veren yasal düzenlemelerin ve yaptırımların

Kötülere ve kötülüklere karşı önleyici ve caydırıcı olmadığını; bunlardan yakınmanın hiçbir işe yaramayacağını biliyorlar.

İyiler, ülkedeki siyasi sistemin çağdaş demokrasi ve hukuk devleti anlayışıyla bağdaşmadığının da farkındalar.

Onlar, bütün bunları değiştirip aydınlık, adil, kötülüklerden olabildiğince arınmış yeni bir düzene kavuşmak için, kötülerle uzlaşan değil, bütün kötülerden ve kötülüklerden uzak kalan iyilerin, kendileri gibi olanlarla bütünleşerek yılmadan mücadele vermekten başka bir yolu olmadığı inancıyla birlikteliği büyütmeye çalışıyorlar.

Kötülere ve kötülüklere karşı çıkıp da bu çalışmanın parçası olunmaz mı?

***
Yapılacak her bireysel seçimin bile, ülkeyi ve ulusu aydınlık geleceğe taşıyacak yola döşenmiş bir taş olduğu, kötülerden ve kötülüklerden kurtulmak isteyen ama kendisini çaresiz görüp, “ben ne yapabilirim ki” diyenlerin aklına pek gelmez.
Oysa;

ZOR AMA DOĞRU YOLU SEÇEN ULUSLARIN ÜLKELERİ;

İYİLERİN BİNBİR EMEĞİ VE MÜCADELESİYLE EGEMENLİĞİNE SON VERDİKLERİ KÖTÜLERDEN VE OLABİLDİĞİNCE AZALMIŞ KÖTÜLÜKLERDEN DE ZAMAN İÇİNDE ARINARAK SONSUZA DEĞİN SÜRDÜRECEKLERİ VARLIKLARIYLA İNSANLARINA TÜM
DÜNYA HALKLARININ ÖZENDİĞİ BİR YAŞAM SUNARLAR.

İyilerin mücadelesinden yoksun, kolay ama yanlış yolu seçen uluslar ise dağılır, ülkeleri tarihe gömülür; onlardan geriye yalnızca egemenlerin simgesi olan kimi eserler kalır.