Geçtiğimiz hafta, Türkiye ekonomisi açısından hem içeriden hem de dışarıdan gelen sinyallerin bir araya geldiği yoğun bir dönemi temsil etti. 17–22 Kasım 2025 haftasında makroekonomik göstergelerdeki hareketlilik, piyasadaki tedirginlik ve kamuoyundaki algının çelişkili yapısı, ekonomik aktörlerin dikkatle izlediği başlıca unsurlar oldu. Aşağıda, bu dinamiklerin nasıl şekillendiğini ve önümüzdeki döneme dair taşeron ipuçlarını değerlendirdik.
1. Tüketici Güveni ve Beklentilerdeki Çelişki
Haftanın öne çıkan verilerinden biri, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ile Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) iş birliğiyle elde edilen tüketici güven endeksinin yükselmesi oldu. Endeks, Ekim ayında 83,6 iken Kasım ayında 85,0’e çıktı. Alt göstergeler arasında “mevcut mali durum” endeksi 67,7’den 69,6’ya; “gelecek mali durum beklentisi” ise 84,2’den 85,7’ye yükseldi.
Öte yandan, ailelerin 12 aylık dayanıklı mal harcaması yapma eğilimi de bir ay önceki 104,0’dan 105,0’e çıktı. Bu artış, tüketici tarafında kısa vadeli hareketliliğe işaret ediyor.
Ancak bu yükselişe rağmen kamuoyunda ekonomik gidişata dair ciddi bir kaygı hâlâ baskın durumda. Anket şirketlerinin verilerine göre nüfusun %58,8’i önümüzdeki 6 ayda ekonominin kötüleşeceğini düşünüyor; yalnızca %23,4’ü iyileşme bekliyor. Ayrıca, halkın %36’sı hiçbir partinin ülkenin sorunlarını çözebileceğine inanmıyor.
Bu çelişki önemli: resmi endeksler hafif bir iyileşme sinyali verirken, gerçek algıda derin bir güvensizlik var. Bu durum, tüketimin geçici teşviklerle canlanabileceğini fakat kalıcı revivallaşmanın önünde algı ve yapısal sıkıntıların bulunduğunu işaret ediyor.
2. Enflasyon Beklentileri ve Para Politikası Görünümü
Haftaya dair dikkat çeken diğer başlık, enflasyon ve para politikası cephesinde oldu. Bir önceki dönemde yıllık TÜFE %32,87 olarak açıklanmıştı; aylık artış ise %2,55 olmuştu.
Buna karşın, piyasaların enflasyon beklentisi yükseliş eğiliminde. TCMB’nin “Piyasa Katılımcıları Anketi” ne göre 12 aylık bakışta enflasyon beklentisi %23,26’dan %23,49’a çıktı. İki yıllık bakışta ise %17,36’dan %17,69’a yükseldi.
Merkez Bankası, Ekim toplantısında politika faizini %39,5’e düşürerek gevşeme adımlarını yavaşlattığını duyurdu ve enflasyon riski hâlâ geçişkenliğini koruduğu gerekçesiyle politikada temkinli bir duruş sergileyeceğini belirtti.
Sonuç olarak, bu hafta itibarıyla enflasyon tarafında “bekleme ve izleme” havası hâkim: Faiz indirimleri sınırlı, piyasalar ve tüketiciler tarafından fiyatlama davranışlarında belirsizlik hâlâ yüksek. Bu, orta vadede içeride mali disiplini zorluyor.
3. Piyasalar ve Finansal Göstergeler
Yerel piyasalarda da hareketlilik gözlendi. BIST 100 endeksi 14–20 Kasım haftasında yaklaşık %3,9 oranında yükseldi.
USD/TRY kuru ise sınırlı değişim gösterdi: 42,24 TL’den 42,36 TL’ye çıktı.
5 yıl vadeli CDS primi 245 baz puandan 241 baz puana düştü. Bu göstergeler, dış risk algısında hafif bir iyileşme olduğunu fakat hâlâ kırılganlığın sürdüğünü gösteriyor.
Küresel tarafta ise, çarşamba günü açıklanan Federal Reserve tutanakları ve gelişmiş ekonomilerde artan belirsizlik finansal dalgalanmaları besledi. Türkiye özelinde, bu küresel rüzgârlarla içerideki mevcut kırılganlıkların birleşimi piyasalarda dikkatli bir görünüm doğurdu.
Bu tabloya bakıldığında: Yükselen hisse fiyatları olumlu bir sinyal olsa da kur ve risk primi gibi önemli stres göstergelerinde belirgin iyileşme görülmüyor; bu yüzden finansal aktörler dengeli ama temkinli bir adım izliyor.
4. Bütçe Dengesi ve Kamu Maliyesi
17 Kasım Pazartesi günü yayımlanan haftalık “izlenecekler” arasında öne çıkan verilerden biri de Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın Ekim ayı bütçe dengesi. Bilgiye göre Ekim ayında merkezi yönetim bütçesi 223,2 milyar TL açık verdi.
Bu ölçüde açık verisi, mali disiplini sürdüren bir iktisadi yönetim için dikkat edilmesi gereken bir kırmızı çizgi niteliğinde. Özellikle yüksek faiz ortamında borçlanma maliyeti göz önüne alındığında, kamu finansmanı moral ve piyasa algısı açısından kritik. Bu yüzden bütçe açığının yanı sıra harcama dinamikleri, gelir büyümesi ve dış kaynak erişimi önümüzdeki haftalarda yakından takip edilecek.
5. Büyüme ve Yapısal Görünüm
Haftanın dikkat çeken başlıklarından biri de uzun vadeli büyüme görünümüydü. Avrupa Komisyonu’nun değerlendirmesine göre Türkiye ekonomisi 2025 ve 2026’da %3,4 civarında büyüyecek; 2027’de ise %4’e çıkması bekleniyor.
Bu veriler, sıkı para politikası ve yüksek enflasyon ortamında görece dayanıklılığın sürdüğünü işaret ediyor. Ancak söz konusu büyümenin niteliği —ihracata mı, iç talebe mi dayalı olduğu, verimlilik kazançlarının ne düzeyde oluştuğu— verilere henüz tam yansımış değil. Yani rakamlar “ölçülebilir bir büyüme” sunarken, içeride yapısal dönüşüm ve sürdürülebilirlik açısından soru işaretleri devam ediyor.
6. Önümüzdeki Haftalara Dair Beklentiler
Bu haftayı kısa vadede değerlendirirken, önümüzdeki dönem için üç önemli ana başlık öne çıkıyor:
Tüketici ve sektör güveni: Yükselen tüketici güveni olumlu ama algı tarafındaki derin güvensizlik hâlâ ciddi bir fren. Bu yüzden şirketler ve yatırımcılar “harcama dönüşünün kalıcı mı yoksa geçici mi” olduğuna bakacak.
Enflasyon ve para politikası: Enflasyon beklentilerindeki yukarı yönlü hareket ve hâlâ yüksek faiz ortamı, para politikası açısından dikkatli olmaya işaret ediyor. TCMB’nin mesajları ve gelecek kararları takip edilecek.
Kamu maliyesi ve finansman dengesi: Bütçe açığı, döviz kuru ve dış kaynak girişi gibi değişkenler, finansal istikrar açısından hayati önemde. Özellikle TL’deki kırılganlık yeniden ivme kazanabilir.
Sonuç olarak, 17–22 Kasım haftası Türkiye ekonomisinde “temkinli iyileşme” ve “yüksek belirsizlik” ikilisiyle geçti. Resmî göstergeler hafif iyileşme sinyali verirken, halkın ve yatırımcıların beklentileri hâlâ güçlü bir güven altyapısı oluşturmuş değil. Önümüzdeki dönemde, bu güvenin tesis edilmesi hem ekonomik hem de politik adımlar gerektiriyor.