Türkiye, son yıllarda savunma sanayinde attığı adımlarla yalnızca kendi güvenliğini değil, aynı zamanda küresel dengeleri de etkileyen bir güç hâline geldi. İnsansız hava araçları, silahlı insansız hava sistemleri ve yüksek teknolojiye dayalı hava savunma çözümleri bugün dünyanın dört bir yanında konuşuluyor. Bir zamanlar dışa bağımlı olan ülkemiz, artık kendi mühendislerinin, kendi evlatlarının alın teriyle ürettiği sistemlerle sahada fark yaratıyor.
Başta ASELSAN, HAVELSAN, TUSAŞ, ROKETSAN, MKE ve özellikle Baykar olmak üzere yerli ve millî özel sektör müteşebbisleri, Anadolu’nun babayiğitleri üstün gayretleriyle göğsümüzü kabartıyor.
Daha geçtiğimiz gün, dosta güven, düşmana korku veren Türkiye’nin en son tanıtılan hava savunma ve balistik füze sistemi, 2026’da SAHA Expo’da tanıtılan “YILDIRIMHAN” oldu. Bu füze, hipersonik hızlara (Mach 9–25) ulaşabilen, 6.000 km menzilli ve mevcut hava savunma sistemlerini aşma kabiliyetine sahip kıtalararası balistik füze olarak öne çıkıyor. Ayrıca MKE tarafından geliştirilen “ENFAL-17” ise düşük irtifa İHA ve drone tehditlerine karşı özel olarak tasarlanmış yeni bir hava savunma füzesidir. Daha hangilerini sayalım ki birilerini ikna edelim?
Hal böyleyken, bu başarıları hâlâ görmezden gelenler, küçümseyenler var. Kimi burun kıvırıyor, kimi eleştirmekten geri durmuyor. Tabiidir eleştiri hakkı vardır herkesin ama koca koca adamlar televizyonlara çıkıp “sacdı, tenekeydi, hırdavatçıdan alınan tekerler” gibi saçma sapan söylemlerde bulunuyor, aklı sıra muhalefet yapıyor. Ana muhalefet partisinin lideri, savunma sistemlerinin testleri sırasında balıkların ürkeceğini söylüyor; destekçileri elleri patlayana kadar alkışlıyor. Aynı genel başkan başka bir konuşmasında “hava savunma sistemi yatırımı yapmıyor” diye iktidara karşı söylem geliştiriyor, aynı adamlar bunu da alkışlıyor. Rahmetli Şehit Muhsin Yazıcıoğlu’nun dediği gibi: “Belâ mısın, ne istiyorsun?”
Halbuki gerçek ortada: Türk savunma sanayi artık dünyada söz sahibi ülkeler ligine yükselmiş durumda. Bu, sadece savunma sektörünün değil, bu milletin özgüvenini yeniden kazanmasıdır.
Millî şuurdan uzak bazı kesimler kafalarını kuma gömmeye devam etse de, bu toprakların evlatları yılmadan çalışıyor. Çünkü biliyorlar ki bağımsızlık ancak kendi gücüne yaslanmakla mümkündür. Savunma sanayindeki her başarı, geleceğe güvenle bakmamızı sağlayacak.
Güneş balçıkla sıvanmaz. Türkiye’nin yükselişini kimse perdeleyemez. Bugün eleştirenler, Allah bu vatanı ve milletimizi korusun, yarın bunlara ihtiyaç hasıl olur da kullanmak zorunda kalırsak mahcup olacaklardır. Bizim görevimiz ise millî şuurla, azimle ve kararlılıkla bu yürüyüşü sürdürmek, köstek değil, destek olmaktır.
“İstikbal göklerdedir.”