Güçlü Kadın Olmak

Son yıllarda “güçlü kadın” figürü neredeyse idealleştirilmiş bir kimliğe dönüşmüştür.
Kendi ayakları üzerinde duran, krizleri tek başına yöneten, duygularını kontrol altında tutan ve aynı anda birçok rolü eksiksiz sürdüren kadın modeli…
Bu imaj ilk bakışta ilham verici görünse de psikolojik açıdan incelendiğinde çoğu zaman ağır bir içsel yük taşıdığı fark edilir.
Bazı kadınlar için güçlü görünmek bir tercih değil, erken yaşlarda öğrenilmiş bir hayatta kalma stratejisidir.
Çocuklukta duygusal ihtiyaçları yeterince karşılanmamış, kırılganlığına alan açılmamış ya da erken sorumluluk almak zorunda kalmış bireylerde belirli şemalar gelişebilir.
Yetişkinlikte bu şemalar “ben kimseye ihtiyaç duymam” şeklinde bir kimliğe bürünebilir.
Burada dikkat çekici olan nokta şudur:
Kişi gerçekten güçlü olduğu için mi dayanıklıdır, yoksa başka seçeneği olmadığına inandığı için mi?
Bazı bireylerde değer algısı başarı ve yeterlilikle sıkı sıkıya bağlantılıdır.
Dinlenmek, yavaşlamak ya da yardım talep etmek zayıflık gibi algılanabilir.
İçsel bir ses sürekli daha fazlasını yapması gerektiğini fısıldar.
Bu durumda ortaya çıkan tablo şudur:
• Sürekli performans halinde olma
• Kendini yeterli hissetmeme
• Tatminin kısa sürmesi
• Fiziksel ve duygusal tükenme
Bu yapı dışarıdan disiplinli görünür; içeride ise bitmeyen bir yetersizlik kaygısı vardır.
Tükenmişlik yalnızca iş yoğunluğundan kaynaklanmaz.
Asıl yıpratıcı olan, kişinin kendi kırılgan yanıyla temas kuramamasıdır.
Eğer birey yalnızca “yetişkin ve kontrol eden” modda kalır, incinen tarafını sürekli susturursa psikolojik enerji hızla azalır.
Güçlü olma zorunluluğu insani ihtiyaçları bastırdığında sürdürülebilir değildir.
Kendinize Bakmak İçin Küçük Bir İç Gözlem
• Yardım istediğimde ne olacağından korkuyorum?
• Güçlü görünmediğimde değerim azalır mı?
• Yorulduğumu kimden saklıyorum?
• Hangi duygum “bana yakışmaz” diye bastırılıyor?
Bu sorular, güçlü olma anlatısının altında yatan şemayı fark etmeye yardımcı olabilir.
Belki mesele güçlü olmak değildir.
Belki mesele güçlü görünmek zorunda kalmadan var olabilmektir.
Eğer güç duygulara alan tanıyan, destek almayı mümkün kılan ve insan olmanın sınırlarını kabul eden bir yerden geliyorsa besleyicidir.
Aksi halde alkışlanan bir dayanıklılık biçimi zamanla sessiz bir yorgunluğa dönüşebilir.
Takvim henüz 8 Mart’ı göstermiyor olabilir, ancak kadınların emeği, direnci, üretimi ve duygusal yükü takvime bağlı yürümüyor.
Dünya Kadınlar Günü’nüzü şimdiden kutlarım.
Emeğinizin görünür, sesinizin duyulur, yükünüzün paylaşılır olduğu bir dünya dileğiyle.