GÖLGELER VE KÜLLER/Adnan Caymaz
Dostum, Şair Adnan Caymaz ile seyrek görüşsek de yaklaşık elli yıllık arkadaşım, dostum. Dünyaya aynı pencereden bakmanın cesaretiyle; sık görüşmüşüz, seyrek görüşmüşüz fark etmez. Ne zaman yüz yüze gelsek daha dün görüşmüş gibi, zaman aralığına bakmadan, kaldığımız yerden devam ederiz sohbetimize.
Şiir yazdığını bildiğimden karşılaştıklarımızda, birkaç kez kitap çıkarması için öneride bulunmuştum. Şiirlerinin kitap çıkarma kıvamına geldiğini düşündüğünde kitabını yayımlatmış.
Adnan dostum: sakin, sessiz çok dinleyen az konuşan, konuştuğunun onlarcasını da kitabının girişinde “susmadım, sözümü sakladım…” dediği gibi söylemez saklar. Kitabı yayımlandığından haberim vardı ancak çok sonra okuma fırsatı buldum.
Gölgeler ve Küller’i ilk okuduğumda; kitabını neden bu kadar geç yayımladığını da anlamış oldum. “ince elemek, sık dokumak”, “bin ölçüp bir biçmek” atasözlerinde olduğu gibi ince eleyip sık dokumuş, bin ölçüp bir biçmiş. “gölgeler ve küller” ilk kitabı, ilk göz ağrısı. Eksiklerin olması olağan diye düşünülür ama birkaç yazım hatası dışında bence bir eksiği yok. Bence diyorum, çünkü ben eleştirmen değilim ve şiir eleştirisi konusunda benden yetkin insanların olduğunu düşünüyorum.
Her fırsatta söylediğim gibi, tanıdık, tanımadık bana imzalı gelen ya da edindiğim kitapları okur, anlayabildiğim kadar köşeme taşırım.
Adnan Caymaz şiirlerini okurken, dimağımda “usta işi” bir tat bıraktı. Şair Ahmet Telli Hocamın, “gölgeler ve küller”in arka kapağında yazdığı gibi “Yaşamı şiirin nesnesine dönüştüren Adnan Caymaz, nesneleri de kendi imgeleriyle buluşturarak estetik bir bütünlüğü sağlamaktadır.” Caymaz; yaşadıklarını düşünceye, düşüncelerini de imgelerin de sözcüklerin diliyle telkâri gibi örmektedir.
İsterseniz “gölgeler ve küller”in sayfaları arasında bir dolaşalım. “…/kaç adım var dünyaya/bu neyin gecikmesi/dilsiz bir karanlığa gömülüyor/ne varsa bizim olan/ölü atlar gibi geçiyor zaman.”
“sular kararıyor/yaralı bir hayvan gibi soluyor zaman/geceyi kayıtsız hecelere bölüyoruz/yılanın kavında yuvalandığı. Büyük hışım, hovarda toprak/çıplak gövdesi çağına uzayan ağaçların/evlerin kara taşına oyulmuş soğuk merhamet/her şey günün karanlık yanına yetişiyor/…”
“sözcüklere tutundun/izini kaybettin/küllerinden okudun aşkı/utandın, iyileştin/…/geçmişe sürüldün bunu hatırla/beklenmedik bir dağ gibi devrildin/yandın, yandın kendine döndün/ellerin gül sessizliği.”
Şiirlerinde; umutsuzluğun, acının ağır bastığı düşünülebilir ama pek çok şiirin finalinde umut tohumları ekmeyi ihmal etmiyor “ellerin gül sessizliği” dizesinde olduğu gibi.
“akşamdır sende kalan/zamanı örtünürüz ürperdikçe sözcükler/unutmak eskir yılların uğultusunda/tarihsiz bir hüzün kalır bizden/insan sensiz delirebilir/belki başka bir yere gider/kuşlar mı bu harelenen göğsümüzde/yoksa böyle bir şey miydi sevişmek seninle/beni bilmediğim o yere götür.”
Yukarıdaki alıntı, sevgili Caymaz’ın; “parmak izi” şiirinden iki paragraf. Birçok yazarın aynı noktada buluştuğu bir gerçek değil mi “şairin şiirleri, kendi parmak izleri gibidir” Adnan Caymaz’da ilk kitabı “gölgeler ve küller”e kendi parmak izini bırakmış.
Her şairin şiirinde çokça betimlediği objeler ve canlılar vardır. Caymaz’ın şiirlerinde “atlar” çokça yer almaktadır. Yılkı atları gibi, toynaklarını bastığı dizeler, özgür ve asi daha da şahlanmış.
Şair Caymaz, şiirlerini bitirirken çoğunlukla: “unutur muyum hiç/saçlarında gül nasıl kokar”, “insanın unuttuğu bir şey yoktu/kendinden başka”, her şey uzun bir sessizlikte söylenirdi eskiden”, “beni bilmediğim o yere götür”, “kim varır diğerine bu nafile sonda” gibi bir ya da iki dizeyle bitirmektedir. Bunların bazılarını şiirde söylediklerini pekiştirmek, bazılarını ise üç yerine kullanmış düşünüyorum.
Yolun ve zihnin daha da açık, okuyanın anlayanın daha da çok olsun sevgili Adnan Caymaz.