Sevgili okurlarım,
Bu haftaki köşemde içime dert olan, milyonlarca insanın her sabah gözünü kaygıyla açmasına sebep olan bir meseleyi dile getirmek istiyorum: Türkiye’de asgari ücretli ve emeklinin geçim savaşı… Ve bu savaşın içinde gelen temmuz zammı: %16,67. Bir umutla beklenen, belki biraz nefes alırız diye hayal edilen o rakam, yine boğazımızda düğüm oldu.
Soruyorum sizlere: Bu oran bir kira mı, bir pazar filesi mi, bir doğalgaz faturası mı?
Bu ülkede sabahın köründe yola koyulan, gün boyu alın teri döken işçiler var. Onlar sadece para değil, onurlu bir hayat kazanmak istiyor. Bir evin ışığı yansın, çocuğuna süt alınsın, akşam yemeğinde karın doysun istiyor. Ama ay başında aldığı maaş, daha eline geçmeden buhar oluyor. Çünkü enflasyon sadece market raflarında değil; insanların yüreğinde, umutlarında da büyüyor.
Ve emeklilerimiz…
Bir zamanlar bu ülkenin fabrikalarında, tarlalarında, kamu dairelerinde çalışmış; omuzlarında bu ülkenin yükünü taşımış insanlar. Şimdi bir köşeye çekilip biraz huzur ararken, geçim derdiyle yaşlanıyorlar. Ayda bir gelen maaşla pazara çıkıyorlar; domatesin fiyatına, yumurtanın tanesine, peynirin gramına bakarak geri dönüyorlar.
Bir dedenin torununa harçlık verememesi, bir ninenin gözyaşlarını içine akıtması bir istatistik değildir. Bu, ülkenin vicdan aynasıdır!
Geçtiğimiz gün biri şöyle yazmıştı sosyal medyada:
“%16,67 zam değil, kalbimize atılan bir tokat gibi… Bu kadar mı değersiziz?”
Evet, işte bu cümle her şeyi anlatıyor.
Çünkü bir insan kendini değersiz hissettiğinde, yoksulluk artık sadece maddi değil, ruhsal bir çöküştür.
Peki, kim mutlu bu oranlardan?
Oturduğu yerden hesap yapanlar mı, sabahın 6’sında işe yürüyen asgari ücretli mi?
En az 20.000 lira kira ödeyen bir emeklinin maaşına yapılan %16’lık artış neye çare olabilir?En düşük emekli maaşı 16.881,00TL ikr bu insanlar ne ile geçinecek!!??
Market etiketleri her hafta değişirken, maaşlar yılda bir değişiyor. Ve bu değişim, hayata değil, sadece hayal kırıklığına yol açıyor.
Bu bir politika yazısı değil sevgili dostlar, bu bir vicdan yazısıdır.Bir baba, akşam evine eli boş dönüyorsa…
Bir anne, çocuğuna beslenme çantası hazırlarken ekmeği bölmek zorunda kalıyorsa…
Bir emekli, her sabah “bugün hangi ilaçtan vazgeçsem” diye düşünüyorsa…
Orada sistemde bir arıza var demektir.Ve bu arıza sadece rakamlarla değil, kalple, vicdanla, adaletle onarılır.
Kimse altınla maaş istemiyor. Kimse zengin olmak da istemiyor.
İnsanlar sadece insanca yaşamak istiyor.
Maaşlarını utançla değil, huzurla harcamak istiyor.
Çocuklarına harçlık verirken başını öne eğmemek, markette kasaya giderken endişe duymamak istiyorlar.
Ve buradan bir çağrı yapmak istiyorum:
Lütfen bu insanlara kulak verin.
Onları yalnızca seçim meydanlarında hatırlamayın.
Bir gün halkın arasına inin. O yorgun bakışları, suskun ağızları görün.
Çünkü o insanlar sabırla değil, çaresizlikle susuyor.
Sevgili okurlarım,
Bir ülkenin gerçek refahı, borsa endeksinde değil; market poşetinde, dolu tencerede, ödenmiş faturada ölçülür.
Ve ne yazık ki biz şu an o refahtan çok uzaktayız.
Yazımı kalbi kırık ama hâlâ güçlü olan milyonlara ithaf ediyorum.
Asgari ücretle ayakta kalmaya çalışan işçiye…
Emekli maaşıyla hayatını sürdüren yaşlı teyzeye, amcaya…
Ve her gün “yarın daha iyi olur mu?” diye dua eden annelere, babalara…
Unutmayın, sabır güzel bir erdemdir ama adalet, onun en büyük destekçisidir.
Umarım bu destek, bir gün gerçekten yerini bulur.
Sevgiyle ve umutla…