FULLER ÖLDÜ, KEMALİZM YAŞIYOR...

Graham Fuller’in ölmüş...

Graham Fuller kim? Diye sorarsanız: Graham Fuller Türkiye’de 1980 sonrası dönemde CIA İstasyon Şefi olarak görev yapan 12 Eylül darbesinin en karanlık yüzlerinden biriydi.

Graham Fuller, 1990 yılında kafasındaki Türkiye projesini şöyle özetlemişti: “Kemalizm bitti. Dünyadaki bütün liderler gibi o da sonsuza dek yaşayacak bir ürün veremedi. Oysa İncil ve Kur’an hala veriyor. Bu nedenle, kendisine entelektüel güven duyan Türkiye, İslam’ın günlük yaşamdaki yerini almasını yeniden düşünmelidir.” Demişti.

Kendisi ABD’nin soğuk savaş döneminde komünizmin yayılmasını engelleyebilmek ve özellikle de birinci düşman olan SSCB etkisini ortadan kaldırabilmek için uygulamaya koyduğu Yeşil Kuşak projesinin en önemli mimarlarından biriydi. Sonraki yıllarda siyasal İslamcıları sempatik göstermek için ortaya atılan “Ilımlı İslam” terimi de Fuller'in imzasını taşıyordu.

Herkes bilmektedir ki ılımlı İslam ve dinler arası diyalog kavramları konuşulduğunda akla ilk gelen isim ise elbette Fethullah Gülen oluyor. Fuller 15 Temmuzda giriştiği kanlı darbe girişimi ile aslında bir terör örgütü olduğu ortaya çıkan Fethullah Gülen yapılanmasını “Ilımlı İslam” modeli çerçevesinde desteklenmesi gereken akımlar arasında saymıştı.

1961-1987 yıllarında CIA’in etkili pozisyonlarında yer alan Fuller sonrasında da 30 yıl kadar “gölge CIA” diye bilinen RAND Corporation’ın baş analistlerinden biri olarak çalıştı.

Fuller, yazdığı “Yeni Türkiye Cumhuriyeti” adlı kitap dolayısıyla AKP’nin bir dönem sıklıkla tekrarladığı “Yeni Türkiye” ifadesinin de isim babası olarak biliniyor.

Neticede bu dünya Fuller’e de kalmadı kendi öldü gitti ve bugün itibariyle fikirleri de projeleri de ölmekte...

Oysa Kemalizm Türkiye’de yükselişte ve halkın çok önemli bir kısmı tarafından en önemli çıkış yolu olarak görülüyor.

Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Cumhuriyetin temel felsefesi olan Kemalizmin kurucusu olan Mustafa Kemal Atatürk’ün "Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, ancak Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır." Sözünü burada bir kere daha hatırlatmak isterim...

Bu noktada bir çok kesimin düşmanlık ettiği ve Fuller’in görüşü doğrultusunda bitti dediği Kemalizm nedir? sorusuna bir cevap vermemiz lazım.

Kemalizmin iki temel direği vardır, bunlar:

1- Kayıtsız şartsız Milli Egemenliğin tesisi

2- Tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması

Kemalizme göre bu iki temel direği inşa etmek için rasyonel aklı kullanmak ve bilimsel yöntemi tek rehber kabul etmek asli yöntemdir.

Esas olarak Kemalizm, emperyalizme karşı “tam bağımsızlık” ilkesiyle ulusal mücadeleyi, geri kalmışlığa karşı “akıl” ve “bilim” ile “çağdaşlaşmayı” amaçlayan bir ideolojidir. Kemalizm, esas olarak ulusal bağımsızlığı ve ulusal kalkınmayı amaçlayan evrensel bir ideolojidir. Emperyalizmin olanca şiddetiyle geri kalmış ulusları ezdiği bugünün dünyasında tüm ezilen ulusların tek kurtuluş reçetesi ise elbette Kemalizm’dir.

Kemalizm ideolojisini doğru olarak anlamak için Doğan Avcıoğlu, “Kemalizmi İyi Anlamak Gerek” başlıklı yazısı önemlidir. Avcıoğlu yazısında şu değerlendirmeleri yapmıştır: “Kemalizm her şeyden önce bazılarının ‘Batılılaşma’ adını verdikleri Tanzimat’la birlikte başlayan uydulaşma ve sömürgeleşme sürecine karşı milliyetçi bir tepkidir. Bu tepki daha Namık Kemal günlerinde ‘Avrupa neden üstün? Türkiye Avrupa gibi üstün duruma nasıl gelebilir?’ sorusuna cevap arama biçiminde ortaya çıkmıştır. Namık Kemal, Ziya Gökalp gibi vatansever düşünürler, bu soruyu cevaplandırmaya çalışmışlardır. Namık Kemal, kurtuluş yolu olarak ‘İçeride şeriat düzeninden ayrılmayalım, Avrupa’nın demiryolunu, buhar makinesini alalım’ görüşünü ileri sürmüştür. Ziya Gökalp, harsa (kültüre) bağlı kalma, medeniyeti ithal etme formülüyle bu düşünceyi geliştirmiştir. Fakat her iki milliyetçi düşünürün de, emperyalizmin boyunduruğu altında ‘açık pazar’ haline getirilmiş ülkede medeniyet ithalinin nasıl mümkün olacağı hususunda açık bir fikri yoktur. Emperyalizm, sömürgeleştirdiği bir ülkenin medeniyet ithaline, yani sanayileşmesine ve kalkınmasına elbette müsaade etmeyecektir. Medeniyeti getirebilmek için, her şeyden önce emperyalizmin boyunduruğundan kurtulmak gereklidir. Bugün için de geçerli olan bu gerçek, ilk kez Atatürk tarafından tam bağımsızlık ilkesiyle ortaya atılmıştır. Tam bağımsızlık, duygusal bir milliyetçi talep değil, kalkınmanın ve çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmanın vazgeçilmez ön şartıdır.

Pekala bağımsızlık elde edilince kalkınma nasıl gerçekleşecektir?”

Alt ve üst yapısıyla feodal olan bir düzen üzerine, buhar makinesi ve lokomotifiyle medeniyeti ithal edip yerleştirmek mümkün müydü? Namık Kemal ve Ziya Gökalp bunun mümkün olabileceğini düşünmüşlerdir. “İlk kez Atatürk, feodal yapı üzerine sanayi uygarlığı aşılanamaz. Uygarlığa giden yol, içeride düzen değişikliğini gerektirir’ tezini açıkça ortaya koymuştur.”
“Kemalist tez kısaca şundan ibarettir: Bağımsızlık içinde, devrim yoluyla düzen değişikliğini gerçekleştirmek ve kısa sürede çağdaş uygarlığa ulaşmak…”

Sonuç olarak şunu söyleyebilirim: Kemalizme düşman olmak esas itibariyle tam bağımsız Türkiye ideali ile Türk Milletinin egemenlik hak ve özgürlüklerine düşman olmak demektir.