Yazar, Ali Rıza Orman ile “Köln Edebiyat Atölyesi Edebiyat Grubu’nda tanışmıştık. O günden beri de hiç bağımızı koparmadık. Sık görüşmesek de sosyal medya üzerinden takip ediyoruz birbirimizi. Yaklaşık iki yıl önce Türkiye’ye geldiği ve Ankara’ya geleceği haberini verdiğinde, yüz yüze görüşeceğimiz için çok mutlu olmuştum. Barış Kitap’ta buluştuk, yüz yüze sohbet ettik. Dünyaya aynı pencereden bakınca yüz yüze görüşmeseniz de, dünyanın herhangi bir köşesinde olsa da çok şey değişmiyor. Çünkü yüreğiniz; acıya da sevince de aynı hızla atıyor.
Sosyal medyada yeni çıkan kitaplarını gördüğümde heyecanlandım. Barış Kitap’ın sahibi Atalay Bey, benim de dostum, abimdi. Yayımlanan kitaplarının üçünü de Barış Kitap’tan hemen edindim. Rahatsızlığım dolayısıyla okuyamadığım biriken pek çok kitap olmasına rağmen Film Koptu kitabını ilk sıralara çektim. Çekmekle iyi de etmişim.
Bizim kuşağımızın “yakın tarih” romanlarının pek çoğunda 12 Eylül izlerini bulmak mümkün. Film Koptu’nun ilk sayfalarını çevirmeye başladığımda, Binboğa’yı boydan boya dolaştım. Çiçeğini, böceğini, suyunu, toprağını, dağını ve kadim kültürünü özümsedim. İnsanlarıyla hemhal oldum. Sayfaları çevirirken hem heyecanım artıyor hem de konusunu merak ediyordum ilerledikçe Devrimci mücadelenin içinde buldum kendimi. Evet, konu olarak devrimci mücadeleyi ve cezaevi koşullarını anlatıyordu ama müthiş bir felsefe ve değişik dili vardı. Hem hikâyenin nasıl biteceği hem de kitabın dili ve sürükleyiciliğiyle 330 sayfalık kitabın sonuna nasıl geldiğimi fark etmedim.
Kitapta, koğuştaki arkadaşların sohbetleri, ziyaretçileriyle ilişkileri, içeride yaşananlara bakış açıları, sevdaları ve daha pek çok ayrıntı işleniyor.
Bu bazen Derviş’in, Kemal’in ve diğerlerinin iç sesiyle, bazen sohbetleriyle, bazen de hepsinin arasında gelişen olaylara bakışları ve yorumlarıyla koğuş adeta okula dönüşüyordu.
Derviş ve Suat, birikimleri bakımından iki uç noktada yer alıyorlar gibi görünmelerine rağmen çoğu zaman aynı doğruda buluşuyorlar. Derviş birikimiyle, Suat düz mantıkla ama ikisi de diyalektik sonuca varabiliyorlar. Derviş, birikim ve bilinçle Suat ise önsezi ve insan duruşuyla. Detayları kitapta elbette ama şunu söylemekle yetineyim; örgütsel bağlılık ve vefa, Kemal ve Sedat’la bütünleşiyor. Sevgi ve vefa ise Kemal ve Hülya arasındaki katıksız, beklentisiz sevgide bütünleşiyor.
Kesinlik ve keskinlik üzerine vurgular ve buna benzer daha pek çok konu adeta bir felsefe tufanı yarattı belleğimde. Bölüm geçişlerinde bölüm, rakam ya da benzeri şeyler koymak yerine yine birbirinden değerli felsefi deyimler, dizeler ya da aforizmalar ne desem yakışır sözcükler konulması bölümden bölüme geçerken bile bir şeyler işledi dimağıma.
Bunlardan birkaç tane örnek vermek isterim.
“Roman deriz bazen ya da hikâye/Bazen bir tablo usta işi, çok renkli ve çalakalem/Bazen de/Lirik bir şiirdir her yaşam/Kır çiçekleriyle bezenmiş, başı dumanlı Binboğalardan.”
“Yaşamak,/Belki de hayalin gerçeğiyle umutlu/ Ya da gerçeğin hayaliyle mutlu olmaktır çırılçıplak”
“Gece vakti garip/Ortaçağ tezgâhında can/Vurur mekanik titreşimler/Gelincikler kan revan/Ne bir masaldır yaşam/Ne de fasl-ı hüzzam/Damlayan sıcakkandır/Kanayan nazlı bir can/ Soluğu parça parça eder de/Yutar geceyi çığlıklar/Hani yüzünüz nerde/El pençe divan dalkavuklar.”
Böylesine kapsamlı bir romanı, köşe yazısında anlatmak elbette mümkün değil. Buradaki amacım, zaman zaman yazdığım gibi ne bir kitap eleştirisi ne de kitap özeti. Kaba hatlarıyla yazara ve kitaba dikkat çekmek.
Mutlaka okunmalı derim “bence” okumayan dostlar çok şey kaçırır. En azından felsefe adına… Bir yakın tarih romanı olduğunun altını da unutmadan çizeyim. Yazar, Ali Rıza Orman’ın Barış Kitap’tan yayımlanan “Görünen mi, Görünmeyen mi?” ve “Mutluluk Çiçekleri” sırada okunmayı bekliyor.
Yazar, Ali Rıza Orman’a; kaleminin gür ve özgür olması dileğimi ileterek yazıma son vermek istiyorum.
BİYOGRAFİ
1957 Kayseri/Sarız, Tavla köyünde doğdu. Babasının memuriyeti dolayısıyla değişik il ve ilçelerde bulundu. İlkokulu Akdağmadeni ve Pınarbaşı’nda okudu. İlk Kurulan Köy Enstitülerinden olan Pazarören Öğretmen Okulu’ndan mezun oldu. Mardin, Midyat ve Kayseri’de öğretmenlik yaptı.
12 Eylül darbesinde politik görüşünden dolayı yedi yıl cezaevinde kaldı. Cezaevinden çıktıktan sonra; işportacılık, pazarcılık, serigraficilik ve reklamcılık gibi işler yaptı. Yurt dışına çıktı. Almanya’nın Köln kentinde yaşıyor. Burada reklamcılık, gazetecilik ve grafikerlik yaptı. Değişik gazetelerde çalıştı ve köşe yazıları yazdı. Bir yıl kadar Elma adlı bir gazete çıkardı. Evli ve iki çocuk babasıdır.
Yayımlanmış Kitapları:
1- Görünen mi, Görünmeyen mi?
2- Mutluluk Çiçekleri
3- Pir Sultan Abdal gerçeği
4- Film Koptu (Ali Haydar Avcı ve Hüseyin Olur ile ortak çalışma)