Gerçek şu ki; emekli aylıkları artık bir geçim güvencesi olmaktan çıkmış, yoksulluk sınırının altında bir “idare maaşı”na dönüştürüldü.
Ocak 2026 itibarıyla en düşük emekli aylığının 20 bin liraya çıkarıldı. Ancak asgari ücretin 28 bin lira olduğu bir ülkede, emekliye reva görülen bu tutar bir “artış” değil, geride bırakılmışlığın ilanıdır. Çalışırken ülkenin yükünü taşıyan insanlara, emekli olduklarında asgari ücretin dahi altında bir gelir sunulması sosyal devletle bağdaşmaz.
DİPTE EŞİTLENEN MAAŞLAR
Veriler çarpıcıdır. 2019’da en düşük emekli aylığı 1.000 TL iken bu maaşı alanların sayısı yaklaşık 800 bindi. 2023’te 7.500 TL’ye çıkarılan taban aylıkla birlikte bu sayı 4,5 milyona fırladı. 2026’da 20 bin TL’lik en düşük aylık kapsamında ise yaklaşık 4,9 milyon kişi bulunuyor. Toplam emekli sayısının 16 milyon 250 bin olduğu düşünüldüğünde, her 10 emekliden 3’ü en düşük maaşa mahkûm edilmiş durumda.
Bu tablo bir başarı değil, sistemin çöküş sinyalidir. Ortalama maaşlarla taban aylık arasındaki fark neredeyse ortadan kalkmış durumda. Yıllarca yüksek prim ödeyenle, düşük prim ödeyen arasında anlamlı bir fark kalmamışsa, burada adaletten söz edilemez.
25 yıl asgari ücretten prim ödeyenle, 35 yıl yüksek kazanç üzerinden prim yatıran birini aynı maaş bandında buluşturmak hangi sosyal güvenlik mantığına sığar? Bu durum, prim esaslı sistemi fiilen sosyal yardım modeline dönüştürmektedir.
BU NASIL REFORM ?
Kulislerde konuşulan 5 aşamalı yeni model ise kaygıları daha da artırıyor. Taban maaşın kaldırılması, hane gelirine dayalı sisteme geçilmesi, emeklilerin gelir gruplarına ayrılması ve bazı kesimlere “sıfır zam” uygulanması gibi iddialar, emekli aylığını hak temelli bir gelir olmaktan çıkarıp sosyal yardım kategorisine sokma riskini taşıyor.
Emekli aylığı bir lütuf değildir. Hane gelirine göre maaş belirlemek, prim sisteminin özünü zedeler. Bugün “geliri yüksek” denilerek zam yapılmayan emekliye, yarın başka bir gerekçeyle farklı bir sınırlama getirilmesi kaçınılmaz olur. Bu yaklaşım, hak temelli sosyal güvenlik anlayışından uzaklaşmanın işaretidir.
FAİZ MASALI ANLATIYORLAR
Öte yandan sosyal medyada dolaşan “Primler faize yatırılsaydı emekli ihya olurdu” iddiaları da gerçekçi değildir. Sosyal güvenlik sistemi bireysel yatırım hesabı değildir. Bu sistem kuşaklar arası dayanışmaya dayanır. Ancak bu gerçeğin altını çizmek, mevcut sorunları görmezden gelmeyi de meşrulaştıramaz.
Sorun, primlerin faize yatırılmaması değil; kamu kaynaklarının sosyal güvenliğe yeterince aktarılmamasıdır. Emekliye gelince bütçe disiplini hatırlanıyor, başka kalemlerde ise aynı hassasiyet görülmüyor. Oysa sosyal devlet, en kırılgan kesimini koruyabildiği ölçüde güçlüdür.
Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi (TES) gibi modellerin gündeme getirilmesi de dikkat çekicidir. “Mevcut primle bu kadar oluyor, üzerine bireysel birikim yapın” demek, kamusal sorumluluğun bir kısmını vatandaşa devretmek anlamına gelir. Geliri zaten yetersiz olan emekliye ve çalışana, ek tasarruf yükü bindirmek çözüm değildir.
Bu yaklaşım, sosyal güvenliği güçlendirmek yerine piyasaya alan açma riskini taşır. Emekliliğin finansal ürünlere bağlanması, uzun vadede gelir eşitsizliğini daha da artırabilir.
GERÇEK REFORM NEDİR ?
Gerçek reform, rakamlarla algı yönetmek değildir. Gerçek reform; Emekli aylıklarının milli gelirden aldığı payı artırmak, prim adaletini yeniden tesis etmek, sisteme şeffaf ve sürdürülebilir kamu katkısı sağlamak, emekliliği yoksulluk değil, insanca yaşam dönemi haline getirmekle mümkündür.
24 yıldır ülkeyi yönetenlerin, emeklilerin refahını kalıcı biçimde yükseltememiş olması ciddi bir sorgulamayı hak ediyor. Emeklileri boş hayallerle oyalamak, “model geliyor” söylemleriyle beklenti yaratmak çözüm değildir.
Emeklilik bir sadaka değil, yılların emeğinin karşılığıdır. Sosyal devlet iddiası olan bir ülkede hedef, emekliyi yoksullukta eşitlemek değil; refahtan adil pay almasını sağlamaktır. Aksi halde her yeni düzenleme, çözüm değil yeni bir hayal kırıklığı üretmeye devam edecektir.