EKSİK BAYRAM

Bayram sabahı şehir uyanır. Kapılar çalınır, çocuklar koşar, sofralar kurulur. Şekerlerin tadı, kahkahaların sesi, yeni kıyafetlerin heyecanı karışır havaya. Her şey olması gerektiği gibidir. Ama bu ülkenin bir köşesinde o sabah hep eksik başlar. Çünkü bayram herkes için aynı gelmez.

Bayram günlerinde bir yol vardır. Kalabalık değildir ama en ağır adımlar o yoldadır. Elde hediyeler değil, çiçekler taşınır. Bir kapıya değil, toprağa gidilir. Bir “hoş geldin” yerine sessiz bir “unutmadık” bırakılır. Şehitlikte bayram bambaşkadır. Rüzgar bile daha yavaş eser orada; sanki her şey bir hatırayı incitmemek için kendini tutar. Yan yana uzanan mezar taşları susar ama en çok onlar anlatır. Bir isim okunur, bir tarih hatırlanır, bir hayat bir anlığına yeniden yaşanır. Ve insan o an anlar bazı yokluklar geçmez, sadece taşınır.

Bayram sofraları kurulur ama bazı sandalyeler hep boş kalır. Kimse o yeri doldurmaya çalışmaz, çünkü herkes bilir ki orası birine değil bir hatıraya aittir. Bir çay bardağı eksiktir o sofrada, bir ses hiç duyulmaz. Ve en çok da söylenemeyenler büyür insanın içinde. “Vatan sağ olsun” denir; bu toprakların en ağır cümlesi. Çünkü bazen insan acısını anlatamaz, sadece onu ayakta tutacak bir cümle bulur.

Bazı evlerde bayram vardır ama sevinç yoktur. Bazı kapılar çalınır ama açan olmaz. Bazı yollar gidilir ama dönüşü yoktur. İşte o an insan anlar, hayat devam eder ama hiçbir şey tamam değildir.

Çocuklar sokaklarda şeker toplar; güler, koşar, düşer, yeniden kalkar. Ama bazı çocuklar vardır, kalabalığın içinde sessizce büyür. Bir elin eksikliğini, bir sesin yokluğunu, bir daha geri gelmeyecek birini erken öğrenir. Ve bayram onlar için bir gün değil, bir eksikliğin adı olur.

Biz bayram tatiline giderken birileri mezarlığa gider. Biz sevdiklerimizle fotoğraf çekerken birileri bir isme bakıp hatıralarla konuşur. Şehit yakınları için bayram sevinç değil, hatırlamadır. Çünkü şehitler bu ülkenin sadece geçmişi değildir. Onlar her bayram sabahı, her eksik sandalyede, her sessiz bakışta yeniden var olurlar. Toprağın altında değil, bir milletin yüreğinde yaşarlar.

Eğer gerçekten bayramı anlamak istiyorsak sadece gülen yüzlere değil, eksik kalanlara da bakmalıyız. Çünkü bu topraklarda bayram, bir çocuğun şeker toplaması kadar bir mezar taşına dokunan eldir. Ve belki de en gerçek bayram, hiç kimsenin içinin eksik kalmadığı gündür.

Bayram dediğin sadece kapı çalmak değil, çalınmayan kapıları hatırlamaktır. Sevinç dediğin sadece paylaşmak değil, eksilenle yüzleşmektir. “Ateş düştüğü yeri yakar” derler ama şehit ocağında o ateş bir evi değil, bir milletin vicdanını yakar. Ve yine o cümle söylenir.

“Vatan sağ olsun.”

Çünkü başka hiçbir söz o yokluğu taşıyacak kadar güçlü değildir.

Bayram gelir, geçer. Sesler diner, sofralar toplanır. Ama bazı eksiklikler kalır. Eğer bir gün bayram sabahı için daralırsa, bil ki bir yerde eksik bir sandalye vardır. Ve unutma: şehit unutulmaz. Unutulursa bayram, bayram olmaktan çıkar.

SONSÖZ

Bu topraklarda bayram sadece sevinç değildir; bir yanımız gülerken bir yanımız susar. Bazı evlerde kapılar açıktır, bazılarında ise bir ses eksiktir, bir isim yoktur.

“Vatan sağ olsun” denir, çünkü bazen acıyı anlatacak kelime kalmaz. Ama unutulmamalıdır ki bu ülkenin bayramı, sadece yaşayanlarla değil, uğruna hayat verenlerle tamam olur.

Eğer bir gün bayram eksik gelirse, bil ki o eksiklik bir hatıradan değil, bir fedakarlıktan kalmıştır.

Şehit unutulmaz.
Unutulursa, bir milletin vicdanı eksilir.