DUVARLAR

İnsanın aslında en büyük öfkesi kendisine. Daha önce yenildiği şeylere tekrar yenildiğinde tecrübelerinden ördüğü duvar, geldiği o upuzun yolun sonu, kendi çapında artık dimdik duruşu hiç kazanılmamış gibi sarsılıyor. Oysa o noktaya gelene kadar ne çok vermiştin kendinden.

İnsanın aslında en büyük öfkesi kendisine. Daha önce yenildiği şeylere tekrar yenildiğinde tecrübelerinden ördüğü duvar, geldiği o upuzun yolun sonu, kendi çapında artık dimdik duruşu hiç kazanılmamış gibi sarsılıyor. Oysa o noktaya gelene kadar ne çok vermiştin kendinden.

Ne yanlışlara göz yumdun, affettin, ağladın, düştün, yeniden kalktın, karşı koyamadın zaaflarına. Hepsini de ondan bundan duyarak değil bizzat yaşayarak anladın. Yaşamayan da seni bir türlü anlamadı zaten. Bütün yollardan geçtikten sonra her şeyin içinden sağ çıktığınız zaman içinizde kalan birkaç tohum kalıyor. Son kalan insanlığınıza dair tohumlar. İçinizde kendi kendinize zamanla yeniden tohumları ekip filizlendiriyorsunuz hislerinizi ya da kolunuzu kaldırmaya bile mecaliniz olmadığından son kalanlarla bi ömür yetinmeyi öğreniyorsunuz.

Sanki senelerce yeniden filizlensin diye içim; hiç mecalim yokmuş da, bi gün ansızın yeniden filizlenir mi diye duraksadığım olmuş, düşündürmüş, son kalan şeylere değer diye kendi duvarlarından tuğlaların birazını kırmaya kalkışmış.

İnsanın aslında en büyük öfkesi kendisine. Çünkü buna sen izin verdin. Duvarlarımızı kaldıracağımız birileri hiç mi yok. Elbette var.

Tabi sizi bulursa. Ya da sizi bulduğunda kaybetmezseniz. Doğru zaman, doğru insanmış. “Zaman doğru ya da yanlışla ilgilenmez, yalnızca akıp geçer. Akıp geçerken farkına varamazsanız sizin için yanlış olur.” Yine de birine bir adım atmanın bedeli on adım geriye savrulmak..