DÜNDEN BUGÜNE MISIR (4)

Türkiye’deki AKP iktidarını anlamak için dünden bugüne Mısır’a göz atmak gerekiyor. Geçmişten günümüze ABD ve İsrail; Mısır üzerindeki çıkarlarını korumak istiyordu. Hüsnü Mübarek ve ekibinin artık kendilerine “Kurtuluş Meydanı” isyanından sonra hayır gelmeyeceğinin de bilincindeydiler.

ABD’nin ve İsrail’in destekleyecekleri iktidar seçeneğinde; ABD ve İsrail politikalarına karşı çıkmayacak bir iktidarın oluşması bulunuyordu.

Bunun böyle olmasını da öncelikle istiyorlardı. Siyasi, sosyal, mali ve ekonomik politikaların önüne geçecek bir siyasi iktidarın devamından yana olduklarını herkes biliyordu. O zaman ki ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’un değerlendirmesine göre: “Geçiş süreci hemen başlamalıdır.” şeklindeydi.

Beyaz Saray Sözcüsü Robert Gibbs ise ; “Demokrasiye yönelik değişim derhal hayata geçirilmelidir.” diyordu. 

Peki, RTE’nin Mısır açıklamaları ne anlama geliyordu? 

Obama ile yaptığı telefon konuşmalarından sonra RTE, Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek’e yaptığı “Halkın sesine kulak ver” çağrısına yanıt Mısır Büyükelçisi Abderahman Salaheldin’den gelmişti.

Türkiye’nin Mısır’a model olacağı tartışmalarına da değinen Salaheldin,“Tabii ki bu açıklamalarla ilgili olarak Ankara Büyükelçisi’yle resmi iletişime geçildi. Stratejik ilişkileri geliştirmek için büyük istek vardı. Mısır halkı özetle hiçbir şekilde dışarıdan müdahale istemiyordu.” dedi. 

Aslında neyin ve ne zaman yapılacağına Mısırlılar karar verirdi. Ama RTE; sürekli olarak Müslüman Kardeşler örgütü lideri Mursi’yi destekliyordu.

Aslına bakarsanız hiçbir ülkenin diğer ülkeler tarafından taklit edinebileceğini düşünmüyorum. Pek çok kişi Mısır’daki çatışmalar başlayınca Tunus’tan bahsetti. Mısır, Tunus değil; Türkiye değildi. Türkiye de Suudi Arabistan değil, Fas değildi. Her ülkenin kendine özgü birtakım karakteristikleri vardı. Ortak olduğumuz, müşterek olduğumuz noktalar var ama farklı olduğumuz noktalar da söz konusuydu. 

Pek çok insan, pek çok farklı grup, 20-30 yıl boyunca Türkiye’nin iç meselelerine karışmaya çalıştı. Türkiye, yalnızca Türkiye halkı siyasi kurumlarına, politikalarına karar verebilirdi. RTE; Mısır’ın iç işlerine karışmıştı. Seçimle işbaşına gelen Mursi ve ekibi ile RTE ve ekibi can yoldaşı olmuştu. RTE’nin, Mursi’ye yardım olsun diye verdiği 3 milyar Dolar Sisi darbesiyle Mısır’da kalmıştı.  

Mısır’a ihracat yapan 6 bin tane Türk şirketi vardı. Mısır’da Türklerin kurduğu 200 fabrika bulunuyordu. Bu fabrikaların büyük kısmı çalışmaya devam ediyordu. Mısırlılar olaylar sırasında bu fabrikaları korudular.

Ancak 25 Ocak’tan sonra Mısır artık eskisi gibi olmayacak, 25 Ocak öncesinin Mısır’ına dönmeyecekti.

Bütün bu gelişmelerden sonra çıkan sonuç şudur: Birincisi, halkın isyanı Mısır’da “Müslüman Kardeşler Örgütüne” mi iktidarı aralıyor, yoksa Mübarek iktidarının vereceği tavizlerle mi yetinecekler? İkincisi: Mübarek rejimi “Kurtuluş Meydanı” isyanı ile “laik, demokratik bir rejimin” temellerini atan yeni bir anayasa ile ülkede her türlü siyasal hareketlerin önünü mü açacaktır? Üçüncüsü: Mısır’da Hüsnü Mübarek görevinden istifa ederek, daha fazla kan ve gözyaşı dökülmeden, muhalefetin oluşturacağı bir “ulusal hükümete” iktidarını devir mi edecektir? 

ABD’nin, İsrail’in ve Hüsnü Mübarek’in belirleyeceği sonuçlar “Mısır halkının isyanına” çözüm olmayacaktı. Çünkü Mısır halkı “ilerici çağdaş bir devrimin sancıları ile “reformcu maslahatçılığın” arasında bir tercihe zorlanıyordu. Gelinen nokta gidilecek noktayı göstermeye başladı. Sisi darbeden sonra seçimle yeniden Mısır’a Cumhurbaşkanı oldu. RTE’nin dostu Mursi cezaevinde öldü. Sisi’yi düşman ilan eden RTE, 7 yıl sonra boynuna sarıldı. Bu gelişmeler AKP iktidarının zik zak çizen dış politikasının çöktüğünü göstermiyor mu? Ne dersiniz?