DÜNDEN BUGÜNE MISIR (2)

Türkiye’deki siyasal yapıyı anlamak için öncelikle Mısır’ı anlamak gerekiyor. Geriye dönüp bakınca Mısır hükümeti, Müslüman Kardeşleri 1948 yılında İngiliz ve Yahudilere yönelik saldırıları nedeniyle feshetti. Örgüt çok geçmeden Başbakan Mahmud Nukraşi'nin makamında uğradığı suikasta karışmakla suçlandı.

Nukraşi'nin öldürülmesini kınayan Hasan Benna'nın kendisi de bilinmeyen-ancak güvenlik güçlerine bağlı olduğu tahmin edilen-kişilerce düzenlenen suikasta kurban gitti.

1952 yılında, kendilerini "Hür Subaylar" diye adlandıran bir grubun düzenlediği askeri darbeyle Kral Faruk tahttan indirildi, sömürge rejimi sona erdi.

Müslüman Kardeşler (İhvan el Müslimin), bu dönemde önemli bir destekleyici rol üstlendi. 1970 yılında cumhurbaşkanlığına getirilen Enver Sedat, bir zamanlar Hür Subayların örgütle bağlantısıydı.

Başta hükümetle işbirliği içinde olsalar da bu ilişki, kısa süre sonra bozuldu. Askeri darbeden kısa süre sonra 1954'te Cumhurbaşkanı Cemal Abdül Nasır'a yönelik suikast girişimi İhvan'la ilişkileri kopardı.

Çok sayıda üyesi hapse atıldı, işkence gördü. Müslüman Kardeşler, gizlice örgütlenmeyi sürdürdü.
Yetkililerle olan anlaşmazlıklar, Müslüman Kardeşlerin ideolojisinde de önemli bir değişikliği getirdi. Bu değişikliği, örgütün önde gelen üyelerinden Mısırlı düşünür Seyyid Kutub'un yazılarında görmek mümkündü.
Kutub yazılarında, Batı'nın ve kendi ifadesiyle "İslamcı gibi geçinen" ülkelerin radikal bir değişikliğe ve toplumsal yeniliğe ihtiyaç olduğunu savunuyordu.

Özellikle 1964'te yayımlanan "Yoldaki İşaretler" adlı yapıtında yer alan düşünceleri, İslami Cihad ve El Kaide gibi radikal İslamcı gruplara ilham kaynağı olmuştu.

Mısır hükümeti 1965 yılında da Müslüman Kardeşlere karşı sıkı önlemler aldı. Ardından Seyyid Kutub'un idam edilmesi, Kutub'un bölgede şehit olarak anılmasında ve örgüt üyelerinin gözünde kahramanlık mertebesine yükselmesinde de etkili oldu.
Müslüman Kardeşler, 1980'li yıllarda siyasal bir harekete dönüşebilmek ve politikada aktif rol alabilmek için çeşitli denemelerde bulundu.

1984 yılında Wafd Partisi, 1997 yılında İşçi Partisi ve Liberal Parti ile ittifaka giderek Mısır'ın en güçlü muhalif gücü haline dönüştü.
Müslüman Kardeşler, 2000 yılındaki seçimlerde mecliste 17 sandalye kazanmayı başardı. Bundan beş yıl sonra, bugüne kadarki en iyi seçim sonucunu elde etti.

Siyasi yasaklı olduğu için seçime bağımsız giren adayları, meclisteki sandalyelerin yüzde 20'sini kazandı.
Sonuç Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek'i sarstı. Hükümet, bir kez daha Müslüman Kardeşleri çökertmeye yönelik operasyon başlattı.

Yüzlerce Müslüman Kardeşler üyesi tutuklandı. Yeniden örgütlenmelerin önünde engel oluşturmak için bir takım düzenlemeler getirildi.

Mübarek'in lideri olduğu Ulusal Demokratik Parti (NDP) aynı zamanda 2010 Kasım ayındaki parlamento seçimlerinden de muhalefetin daha da güçlü çıkmasını önlemek üzere çalıştı.


Müslüman Kardeşler adaylarının ilk turda tek bir sandalye bile kazanamamaları, yaygın usulsüzlük iddialarını beraberinde getirdi.
Örgüt, diğer muhalefet partileriyle seçimlerin ikinci turunu boykot kararı aldı ve NDP, Meclis'teki sandalyelerin yüzde 80'inden fazlasını elde etmek gibi bir durumla baş başa kaldı.


Muhalefete yönelik baskılar, 2011 yılının Ocak ayında binlerce Mısırlının sokaklara dökülmesiyle sonuçlanan hükümet karşıtı gösterileri tetikleyen olay oldu.


Kahire'deki NDP genel merkezi ateşe verildi. Müslüman Kardeşler, ülkedeki kargaşayı başlatmakla suçlandı.
Ancak Genel Sekreter Mahmud İzzet, bunun halk isyanı olduğunu kendilerinin tetiklemediğinin ısrarla altını çizdi.
Bu olaylar Mısır’da hızla gelişirken ABD ve AB ülkelerinin liderlerinin gözleri Mısır’ın üzerindeydi. Pek tabii ki Türkiye’de iktidarda olan AKP’nin Genel Başkanı RTE ve ekibinin gözü de Mısır’ın üzerindeydi. Çünkü “Müslüman Kardeşlerin” iktidar olmasını istiyorlardı.


(Devam edecek) &&&