Mario Draghi, İtalya'nın en etkili iktisatçılarından, bankacılarından ve devlet adamlarından biri. 2006-11 yılları arasında İtalya Merkez Bankası Başkanı olarak görev yaparken, kritik reformları denetledi ve İtalya’nın bankacılık sektörünü güçlendirdi. 2011-19 arasında Avrupa Merkez Bankası Başkanlığı döneminde Draghi, Euro'yu korumak için "ne gerekiyorsa yapma" konusunda tarihi bir taahhütte bulundu ve bu kararlı müdahale, devlet borç krizinin zirvesinde Avro Bölgesi'ni istikrara kavuşturma, piyasa güvenini yeniden sağlama ve finansal çöküşü önlemede büyük rol oynadı. 2021-22 arasında İtalya Başbakanı olarak siyasi yelpazenin her kesiminden partileri bir araya getiren ulusal birlik hükümetine liderlik etti. Onun liderliğinde İtalya, COVID-19 krizine yönelik ekonomik toparlanma girişimleri ve etkili halk sağlığı önlemleri uyguladı.
Geçen hafta da Avrupa Birliği le ilgili oldukça yankı uyandıran bir konferans verdi. Konuşmasında ABD güvenlik garantileri, çok taraflı kurallar ve açık ticarete dayanan savaş sonrası küresel düzenin çöktüğü ve yeniden kurulamayacağını savundu. Draghi ’ye göre bu sistem Avrupa, Amerika ve gelişmekte olan ülkeler için gerçek ve geniş çapta paylaşılan kazanımlar sağlasa da derin yapısal dengesizlikleri düzeltme mekanizmalarından yoksun olduğu için nihayetinde başarısız olmuş. Ona göre Çin'in Dünya Ticaret Örgütü’ne girişi bir dönüm noktası çünkü ticaret ve güvenlik sınırları, sistemik ölçekte ve stratejik hırslara sahip bir ortakla ilk kez birbirinden ayrılmış. Küresel ticaret, karşılaştırmalı avantajdan merkantilist stratejilere doğru kaymış, sanayisizleşmeye, eşitsiz kazanımlara ve Avrupa'da siyasi tepkilere yol açmış, ekonomik karşılıklı bağımlılık ise karşılıklı kısıtlama yerine bir baskı aracı haline gelmiş.
Avrupa su anda hem Amerika Birleşik Devletleri hem de Çin'den eş zamanlı baskıyla karşı karşıya. ABD, mevcut duruşunda, küresel rolünün maliyetlerini giderek daha fazla vurgularken faydalarını küçümsemekte, Avrupa'ya gümrük vergileri uygulamakta, güvenlik taahhütlerini sorgulamakta ve Avrupa'daki siyasi parçalanmayı istismar etmekte. Bu arada Çin, küresel tedarik zincirlerindeki kritik düğüm noktalarını kontrol ederken bu gücü piyasayı aşırı arzla doldurma, ihracat kısıtlamaları ve iç dengesizliklerini dışa vurma yoluyla kullanmaya hazır. Bu birleşik etki, Avrupa'yı bağımlı, bölünmüş ve sanayisizleşmiş bir halde bırakma riskini taşıyor; bu da Avrupa’nın çıkarlarını ve değerlerini savunma kapasitesini zayıflatıyor.
Konuşmasında, Avrupa’nın zayıf değil, dengesiz bir konumda olduğu vurguluyor Draghi. Savunma, enerji, teknoloji ve nadir toprak elementleri gibi temel girdiler için dış güçlere büyük ölçüde bağımlı kalırken, Çin yeşil geçişin merkezinde yer alan tedarik zincirlerine hâkim durumda. Aynı zamanda, AB dünyanın en büyük ticaret bloğu ve gelişmiş cip üretim ekipmanları, ticari uçak üretimi ve denizcilik teknolojisi de dahil olmak üzere stratejik sektörlerde belirleyici pozisyonlara sahip. Bu güçlü yönler kaldıraç sağlıyor, ancak, yalnızca Avrupa’nın tek vücut olarak hareket ettiği alanlarda.
Bu yeni ortamda, ticaret politikası artık öncelikle bir büyüme aracı olarak ele alınamayacağının altı çiziliyor. Ticaret anlaşmaları artık stratejik bir işlev görüyor: bağımlılıkları çeşitlendirmek, Avrupa’nın kritik tedarik zincirlerindeki konumunu güçlendirmek ve ticaret ile güvenliğin artık örtüşmediği yerlerde ekonomik ilişkileri yeniden düzenlemek. Ancak bu, açıkça geçici bir tutma stratejisi olarak tanımlanıyor ve Avrupa’nın uzun vadeli özerkliğini veya gücünü güvence altına almak için tek başına yetersiz kalıyor.