Dostluk Neden Her Geçen Gün Daha Kıymetli Hale Geliyor?

Sevgili okurlarım, bu haftaki köşe yazımda son yıllarda hepimizin daha sık konuştuğu, daha çok ihtiyaç duyduğu ve belki de eksikliğini daha fazla hissettiği bir değerden söz etmek istiyorum. Dostluktan...

Geçtiğimiz günlerde eski bir dostumla çay içme fırsatım oldu. Öyle uzun uzun planlanmış bir buluşma değildi. Yolda karşılaştık, “Bir çay içelim” dedik ve oturduk. Çaylarımız geldi, sohbet başladı. Önce günlük hayattan konuştuk. Sonra yıllar öncesine gittik. Birlikte yaşadığımız güzel günleri hatırladık. Gençlik yıllarımızı konuştuk. Derken konu hayatın ne kadar hızlı geçtiğine geldi.

Sohbetin bir yerinde ikimiz de sustuk. Çünkü fark ettik ki yıllar geçmişti. Saçlara birkaç beyaz düşmüş, hayat herkese ayrı ayrı yükler vermişti. Ama dostluk olduğu yerde duruyordu.

İşte eve dönerken uzun uzun bunu düşündüm.

İnsan hayatı boyunca yüzlerce kişi tanıyor. Okul arkadaşları, iş arkadaşları, komşular, akrabalar, tanıdıklar... Fakat yıllar geçtikçe o kalabalığın içinden çok az kişi hayatınızda kalıyor. Aradan aylar geçse de, yıllar geçse de aradığınızda kaldığınız yerden devam edebildiğiniz insanlar oluyor. İşte onlara dost diyoruz.

Belki de bu yüzden dostluk artık eskisinden çok daha kıymetli. Çünkü samimiyet azaldıkça dostluğun değeri artıyor. Güven azaldıkça dostluğun değeri artıyor. İnsanlar birbirinden uzaklaştıkça dostluğun değeri artıyor.

Geçtiğimiz günlerde bu konu üzerine düşünürken programımda dinleyicilerime yönelttiğim bir soru aklıma geldi. Hafta içi her akşam 17.00 ile 19.00 saatleri arasında Radyo Karadeniz’de yayınlanan Burçin GÜLBENK’le Dönence programında dinleyicilerime “Akrabalık mı, dostluk mu?” diye sordum. Gelen mesajların büyük çoğunluğunda tercih dostluktan yana oldu. Açıkçası buna şaşırmadım. Çünkü insanlar artık kendilerini gerçekten anlayan, iyi günlerinde olduğu kadar kötü günlerinde de yanlarında duran insanların değerini daha iyi biliyorlar.

Elbette aile çok kıymetlidir. Kardeşin yeri ayrıdır. Akrabanın yeri ayrıdır. Ama hayat bazen insana öyle şeyler yaşatıyor ki, sizi en iyi anlayan kişi bir dostunuz olabiliyor.

Belki bazı okurlarım bu cümleye itiraz edecektir ama yaşadıklarımız bize bunu gösteriyor.

Bir düşünün... Hastanede bir yakınınız için endişeyle beklediğiniz bir geceyi... Canınızı yakan bir haber aldığınız günü...

İşlerinizin yolunda gitmediği, moralinizin bozuk olduğu zamanları...

İşte o anlarda telefonunuzda kimi aramak istiyorsunuz?

Ya da telefonunuz ilk kimden gelsin istiyorsunuz?

Çoğu zaman cevabı bir dost oluyor.

Çünkü dostluk başka bir bağ. Kan bağıyla açıklanamayan bir yakınlık. Zor günlerde daha da güçlenen bir bağ.

Bazen insan kardeşine anlatamadığını dostuna anlatıyor. Bazen akrabasına söyleyemediğini dostuyla paylaşıyor. Çünkü dostlukta yargılanma korkusu olmuyor. Dostlukta rol yapmak gerekmiyor. Dostun yanında kendin olabiliyorsun. Belki de bu yüzden bazı dostluklar yıllar geçtikçe daha da değerli hale geliyor.

Yıllardır insanların hikâyelerini dinliyorum. Kimi zaman radyoda gelen mesajlarda, kimi zaman günlük hayatın içinde aynı şeyle karşılaşıyorum. İnsanlar bir dostlarından söz ederken gözlerinin içi başka parlıyor. Çünkü o dost bazen düştüğünde elinden tutan kişi olmuş. Bazen hastane kapısında sabaha kadar yanında bekleyen kişi olmuş. Bazen bir cenazede sessizce omzuna dokunan kişi olmuş. Bazen de herkes giderken yanında kalan kişi olmuş.

İnsan böyle anları unutmuyor. Aradan yıllar geçse bile unutmuyor.

Bugün dönüp geçmişe baktığımızda çoğumuz hangi telefonu kullandığımızı hatırlamıyoruz. Kaç kez araba değiştirdiğimizi de tam hatırlamıyoruz. Ama birlikte güldüğümüz insanları hatırlıyoruz. Dertleştiğimiz dostlarımızı hatırlıyoruz. Hayatın en zor günlerinde elimizi tutan insanları hatırlıyoruz. Çünkü insanın hafızasında yer eden şey eşya değil, yaşanmışlık oluyor.

Bir dostla içilen çayın tadı unutulmuyor. Bir dostun söylediği samimi bir söz unutulmuyor. Bir dostun zor günde verdiği destek unutulmuyor. Belki de dostluğu bu kadar kıymetli yapan tam olarak budur.

Hayat değişiyor. Şehirler değişiyor. Şartlar değişiyor. İnsanların işleri, yaşamları, öncelikleri değişiyor. Ama gerçek dostluk değişmiyor. Araya mesafeler girse de değişmiyor. Araya yıllar girse de değişmiyor. Bir gün telefon açıyorsunuz ve sanki dün konuşmuşsunuz gibi sohbet devam ediyor. İşte gerçek dostluk böyle bir şey.

Bugün hepimizin hayatında böyle insanlar vardır. Uzun zamandır görüşemediğimiz ama sesini duyduğumuz an içimizin ısındığı insanlar... Mutlu bir haber aldığımızda paylaşmak istediğimiz insanlar... Başımız sıkıştığında aramaktan çekinmediğimiz insanlar...

İşte onların kıymetini bilmek gerekiyor. Çünkü hayat gerçekten çok kısa. Yıllar sandığımızdan daha hızlı geçiyor. Bugün ertelediğimiz bir telefon, yarın için geç kalınmış bir telefon olabiliyor. Bugün söylemediğimiz güzel bir söz, yarın içimizde ukde olarak kalabiliyor.

Bu yüzden dostluklarımızı ihmal etmeyelim. Bir çay içmeyi ertelemeyelim. Bir hatır sormayı ertelemeyelim. Bir gönül almayı ertelemeyelim.

Çünkü günün sonunda insan şunu anlıyor;

Bu hayatta sahip olduğumuz en büyük zenginlik ne para ne makam ne de sahip olduğumuz eşyalar. Asıl zenginlik, zor günümüzde kapısını çalabileceğimiz insanların olmasıdır.

Ve insan yaş aldıkça çok daha iyi anlıyor ki bazı dostlar vardır; kardeş kadar yakın, bazen de kardeşten öte olur.

Haftaya bir başka konuyla buluşmak üzere mutlu hafta sonları diliyorum.