“DEĞİŞMEYEN YALNIZCA DEĞİŞİMİN KENDİSİDİR”

Güzel şeydir bir şeylerin değişmesi. Her değişim bir yenilenmedir. Yeni bir soluk, yeni bir heyecan; yeni beklentiler ve yeni bir başlangıçtır değişim.

Kimileri değişimden, yenilikten hiç hoşlanmazlar. Her şey olduğu gibi, alışıldığı biçimde kalsın isterler. Ülkemizde böyle düşünenler çoğunluktur ve toplumsal yaşamın biçimlendirilmesinde, çoğunluk olmadıklarında bile egemendirler. Değişime karşı direnir de direnirler.

Toplumun hemen her kesiminde kullanılan ve değişimden yana gençleri, kadınları ve çocukları uyarmak için söylenen “icat çıkarma” deyişini onların ataları üretmiş olmalıdır.

“Böyle gelmiş, böyle gitmesin” demeye çekinseler de yaşamın şurasında, burasında küçük değişiklikler olmasını isteyenler bile böyle tepki görürler. Genellikle, gençlerden, kadınlardan ya da çocuklardan gelen bu isteklere karşı onların yanıtı hazırdır: İCAT ÇIKARMA!

“İcat” dedikleri değişimden, yenilikten nefret ederler ama yaşamlarında hoşlanmadıkları bir durumla karşılaştıklarında, yılgınlıkla “böyle gelmiş, böyle gider” diye söylenirler. Öyle gelenin öyle gitmesinde asıl sorumluluğun kendilerinde olduğunu hiç düşünmezler.

İnsan iradesine bağlı değişim, her şeyden önce “değişiklik isteğiyle” başlar ama yalnızca istemek yetmez. Değişimi isteyenler önce kendilerini değiştirmeye hazır olmalıdırlar. Değişime direnenlerin belki de asıl korkuları bundandır. “ESKİ KÖYE YENİ ADET”ten nefret ederler. Onlara göre, adetler de köy kadar eski olmalı, öylece kalmalıdır; çünkü adetler insan davranışlarına özgüdür ve onların yenilenmesi insanın değişimini gerektirir. 

Günümüzden 2700 yıl önce yaşamış büyük filozof Efesli Herakleitos’un dediği gibi, aslında “değişmeyen yalnızca değişimin kendisidir”. Evrende her şey değişir. İsteseniz de istemeseniz de böyledir.

Peki; her değişim, herkes için iyi bir şey midir?

Değişimin öznesinin kim ya da ne olduğu değişimin kendisi kadar önemlidir.

İsterseniz, değişimi iradenizle siz gerçekleştirir, yönünü ve niteliğini belirleyebilir, değişimin öznesi olursunuz. Yenilikten yararlanırsınız.

Ya da her koşulda, var olanı korumaya çalışır ve değişime direnirsiniz ama bunu sonsuza değin başaramazsınız. Ayrıca, kendiliğinden ya da başkalarının öznesi olduğu ve kendi tercihlerine göre biçimlendirdiği değişime mahkûm nesne olmaktan kendinizi kurtaramazsınız. Birilerinin kazancı, sizin kaybınız olur.

Değişimlerin öznesi mi nesnesi mi olduğunuzu en çok toplum yaşamında deneyimleyebilirsiniz.

Çeşitli kesimlerin üzerinde uzlaştığı “ortak gelecek” öngörüsüne dayalı “ortak iradenin” biçimlendirdiği değişimleri gerçekleştirerek yaşayan toplumlar ile “gelecek öngörüsü” olmaksızın ve var olanın değişimine karşı inatla direnerek yaşayan toplumlar arasındaki farklar bu konunun çarpıcı örnekleriyle doludur.

Geleceği bugünden kurmak için, uzun, orta ve kısa erimde, toplumun yararı için nelerin nasıl düzenlenmesi gerektiğini belirleyerek gerçekleştirilen değişimin öznesi o toplumu oluşturan bireylerin birliktelikleridir. Onlar, toplumun geleceği için öngördükleri değişimi bu birliktelikte oluşan ortak iradeleriyle başarırlar ve geleceklerine güvenle bakarlar.

Temel özellikleri mevcut düzenin dinamiklerince belirlenen kendiliğinden değişimin yaşandığı toplumlarda ise özne, egemen konumdaki küçük bir azınlıktır. Her şey onlara göre, onlar için düzenlenir. Toplumun büyük çoğunluğu, toplumsal yaşamın biçimlenişindeki etkisiz konumlarıyla, kendiliğinden değişimin nesnesidirler. Sürüp giden olumsuzluklara mahkûm olarak, yaşamlarındaki sorunların çözülmesini, onları yaratanlardan beklerler. Geleceği belirsiz bir yaşam sürerler.

Toplumsal yaşamdaki olumsuzlukların kökenini mevcut düzende gören ve yaşamın her alanında değişimi savunanları, “icat çıkaranlar”, “eski köye yeni adet getirmek isteyenler” ya da “kurulu düzeni yıkmaya çalışanlar” olarak niteleyen ve suçlayanlara bakın; toplumun çoğunluğu için sorunlar yumağı olan düzenden ve o düzendeki kendiliğinden değişimlerden yarar sağlayan özneler olduklarını görürsünüz.

Bu düzenin ve söz konusu değişimlerin, yaşamın her alanında, her zaman, büyük çoğunluk için sorunlar yaratması onların umurunda değildir.

Günümüzün nesneleri, yüzlerce yıldır konumlarını koruyan öznelerin yerini alıp, ortak iradeleriyle, toplumsal yaşamı biçimlendiren düzeni değiştirmedikçe, gelecek on yıllar içinde de var olan düzeni ayakta tutan kendiliğinden değişimlerin sürmesi ve yaşanmakta olan sorunlara yenilerinin eklenmesi kaçınılmazdır.

2025’in, yeni bir soluk, yeni bir heyecan anlamına gelen ve toplum çoğunluğunun gelecekten beklentilerini karşılayacak değişimin önkoşulu olan bu yer değişikliğinin başarılması yolunda kalıcı adımların atıldığı başlangıç yılı olması dileğiyle…