Peki, bu masaya oturunca insan ne hisseder?
Geçen sabah uyandığımda kendimi bir tuhaf hissederken buldum. Yataktan doğrulmaya çalışırken belimden gelen o "kırt" sesi, aslında bir devrin kapanış senfonisi gibiydi. Bir an durup aynadaki o adama baktım. Elinde bir tansiyon aleti, öbür kolunda dijital saat, "Acaba nabzım neden 72 değil de 76?" diye evham yapan bu adam kimdi?
Eskiden pazar sabahları bizim için "dünyayı kurtarma" seanslarıydı. Sabahlara kadar süren o hararetli tartışmalarda ne ideoloji bırakırdık ne de devrilmedik hükümet. Parkalarımızın cebinde manifestolar, dilimizde keskin sloganlar… Cihan harbi çıksa "Biz hazırız" diyecek kadar ateşliydik. O zamanlar pazar kahvaltısı demek, zeytin-peynir eşliğinde memlekete nizam vermek demekti.
Peki, şimdi ne yapıyoruz?
Dostlarla bir araya geliyoruz, tam o eski şaşalı günlerden bahsedeceğiz, biri çıkıp bombayı patlatıyor: "Arkadaşlar, magnezyum malat mı daha iyi, yoksa sitrat mı?"
Buyur buradan yak. Bir başkası hemen lafa giriyor; "Ben glukozamin kullanmaya başladım, dizlerimdeki o gıcırtı kesildi."
İşte o an anlıyorsun ki; "dava adamlığından", "bel fıtığı adamlığına" transfer olmuşuz. Eskiden "Hangi ittifak kimi destekliyor?" diye birbirimizi yerken, şimdi "Hangi yastık boyun fıtığına daha iyi geliyor?" sorusunun peşinde birer uzman kesiliyoruz. Bir zamanların o keskin devrimcileri, bugün "Ev yoğurdunun içine bir kaşık çörek otu atarsan tansiyona iyi gelirmiş" diyen birer şifa dağıtıcısına dönüştü.
İnsan yaş alırken sadece tecrübe biriktirmiyormuş; cebine birkaç kutu vitamin, bir tane de bilekten ölçen tansiyon aleti ekliyormuş. O pazar sabahı yapılan hararetli siyasi analizlerin yerini, "Günde 10 bin adımı nasıl tamamlarız?" kaygısı almış.
Bel fıtığı adamlığı zordur; çünkü artık düşmanın füzeleri değil, yerdeki bir terlik ya da yanlış bir oturma hamlesidir. Ama olsun. Bu masada, bu neşe-i muhabbette hala o eski ruhun kırıntıları var. Varsın sloganlar yerini "geçmiş olsun" temennilerine bıraksın; kalplerimiz o masada hala aynı samimiyetle çarpıyor ya, gerisi teferruat.
Şimdi o tansiyon aletini yavaşça kenara bırakın. Çaydan bir yudum daha alın. Belinize bir yastık desteği çekin ve bu pazarın sükunetinin tadını çıkarın. Çünkü dünya bizi bekleyebilir ama bu neşeli muhabbetin sıcağı bir daha ele geçmez.
Neşe-i Muhabbetiniz daim olsun.