Özellikle Recep Bey ve taifesinin yeni bir anayasa yapacağız diye ortaya çıktığı bu günlerde dünyadaki diğer Cumhuriyetler nasıl kurulmuş, kuruluşta parti sistemleri nasıl oluşmuş bir anlatayım ki insanlar karşılaştırma imkanı bulabilsinler istedim.
Bu yazı dizisi ile Cumhuriyetin kurucu dönemi ile ilgili yersiz, haklı haksız gündeme getirilen iddiaları ortadan kaldırmayı amaçlıyorum.
Malum modern dünyanın ilk gerçek Cumhuriyeti Amerika Birleşik Devletleri ve ikincisi ise Fransa Cumhuriyetidir birde elbette SSCB var, bunlarda kuruluş dönemi siyasi partiler açısından şöyle süreçlere tanık olmuş:
***Özet yapsam bile bu ülkelerde parti sisteminin gelişimini kronolojik olarak sıraladığımda bu yazı bir makalenin sınırlarını aşacağı için 4 bölüm halinde yayınlayacağım.
AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİNDE
ABD'de modern anlamda parti sistemi, 18. yüzyılın sonlarında ve 19. yüzyılın başlarında şekillenmeye başlamıştır.
Başlangıç (1780'ler - 1790'lar):
4 Temmuz 1776'da Bağımsızlık Bildirgesinin ilanı ile On Üç Koloni artık Britanya sömürgesi değil bağımsız ve egemen eyaletler olduğunu dünyaya ilan etmiştir.
Kuruluş döneminde yani 4 Temmuz 1776'da Bağımsızlık Bildirgesinin ilanı ve 1787 ABD Anayasası'nın kabulünden sonra, siyasi gruplar bulunsa da henüz bir parti sistemi resmen oluşmamıştı.
Ancak süreçte Alexander Hamilton, John Adams gibi Federalistler ve Thomas Jefferson, James Madison gibi Anti-Federalistler arasında görüş ayrılıkları ortaya çıktı. Bu görüş ayrılığı parti sisteminin ilk tohumlarını attı.
Bildirgeden 15 yıl kadar sonra 1790'lara gelindiğinde İlk Parti Sistemi:
Merkezi hükümeti destekleyenler Federalist Partiyi ve Thomas Jefferson liderliğinde eyalet haklarını savunanlar Demokratik-Cumhuriyetçi Partiyi kurdu.
Bu iki parti, 1796 ve 1800 seçimlerinde karşı karşıya geldi. Bu dönem, ABD'de iki partili sistemin başlangıcı olarak kabul edilir.
Parti Sisteminin Gelişimi (1800-1820'ler):
1800 seçimlerinde Jefferson’ın zaferi, Demokratik-Cumhuriyetçi Parti’nin hakimiyetine işaret etti. Federalist Parti, 1810’larda zayıfladı ve dağıldı.
1820’lerde bu sistem çöktü ve "İyi Duygular Dönemi" (Era of Good Feelings) olarak bilinen bir dönemde, parti rekabeti azaldı çünkü Demokratik-Cumhuriyetçiler neredeyse tek parti haline geldi.
İkinci Parti Sistemi (1830'lar):
1828’de Andrew Jackson’ın başkanlığıyla, Demokratik-Cumhuriyetçi Parti modern Demokrat Partiye dönüştü. Aynı dönemde, Federalistlerin yerine 1833-1834 civarında Whig Partisi kuruldu. Bu, ABD'de iki partili sistemin daha net bir şekilde yerleştiği dönemdir. Demokratlar ve Whigler, 1830’lardan 1850’lere kadar siyasi arenayı domine etti.
Modern Parti Sistemi (1850'ler ve Sonrası):
1850’lerde kölelik tartışmaları Whig Partisi’nin dağılmasına yol açtı. 1854’te Cumhuriyetçi Parti (Republican Party) kuruldu ve kölelik karşıtları ile diğer grupları bir araya getirdi.
1860’ta Abraham Lincoln’ün başkan seçilmesiyle Cumhuriyetçi Parti, Demokrat Parti ile birlikte ABD’nin iki ana partisinden biri haline geldi. Bu, günümüzdeki Demokrat-Cumhuriyetçi esasında şekillenen iki partili sistemin temelini oluşturdu.
PARTİ SİSTEMİNE YÖNELİK ELEŞTİRİ VE ENDİŞELER
Amerika Birleşik Devletleri'nin kuruluş döneminde Kurucu Babalar tarafından, parti sistemine yönelik çok ciddi eleştiri ve endişeler dile getirilmiştir.
Bu eleştiriler siyasi partilerin (veya o dönemde "fraksiyonlar" olarak adlandırılan grupların) demokrasiye ve ulusal birliğe zarar verebileceği endişesi etrafında yoğunlaşmıştır.
Temel eleştiriler şöyledir:
1.Fraksiyonların Bölücülüğü: James Madison, fraksiyonların (partilerin) toplumda bölünme yaratarak ortak iyiliği tehdit edebileceğini belirtmiştir. Madison, fraksiyonların bireysel çıkarları veya ideolojik farklılıkları teşvik ederek ulusal birliği zedeleyebileceğini düşünüyordu.
2. Kutuplaşma ve Uzlaşmazlık: George Washington, 1796'daki veda konuşmasında, parti sisteminin tehlikelerine dikkat çekerek, partizanlığın halkı bölebileceğini ve hükümetin tarafsız karar alma yeteneğini zayıflatabileceğini vurgulamıştır. Partilerin, sadakati ulustan çok kendi çıkarlarına yöneltebileceği endişesini dile getirmiştir.
3. Siyasi Çıkarların Hakimiyeti: Kurucular, partilerin bireysel veya grup çıkarlarını genel refahın önüne koyabileceğini düşünüyordu. Alexander Hamilton ve diğerleri, partilerin güç arayışında yozlaşmaya yol açabileceğini savundu.
4. Demokrasiye Tehdit: Parti sisteminin, halkın iradesini çarpıtarak seçkinlerin veya belirli grupların egemenliğine yol açabileceği korkusu vardı. John Adams gibi isimler, partilerin manipülasyona açık olduğunu ve halkın gerçek temsilini zorlaştırabileceğini ifade etmiştir.
5. Coğrafi ve İdeolojik Bölünme: Parti sisteminin, kuzey-güney veya şehir-kırsal gibi coğrafi ayrımları derinleştirebileceği düşünülüyordu. Bu, özellikle kölelik gibi hassas konularda birliğin bozulmasına neden olabilirdi.
Ancak, bütün bu eleştirilere rağmen, parti sistemi kısa sürede Amerikan siyasetinin bir gerçeği haline geldi. 1790'larda Federalistler (Hamilton liderliğinde) ve Demokratik-Cumhuriyetçiler (Jefferson ve Madison liderliğinde) arasında belirgin bir bölünme ortaya çıktı.
Kurucuların birçoğu, idealde partisiz bir sistem hayal etse de, pratikte siyasi farklılıkların organize gruplar halinde ortaya çıkması engellenemedi.
Bu eleştiriler, modern Amerikan siyasetinde de bugünde yankı bulmaya devam ediyor; özellikle kutuplaşma ve partizanlık konusundaki endişeler günümüzde de yoğun olarak tartışılıyor.