Başta iktidar mensupları ve Kayyum Kemal taifesi olmak üzere bir çok kişi vatandaşlarda Cumhuriyet Halk Partisinde bir iç kavga varmış algısını oluşturabilmek için cansiperane bir şekilde uğraşıyor amma ve lakin kazın ayağı öyle değil, Cumhuriyet Halk Partisinin içinde bir kavga falan yok...
Tam tersine Cumhuriyet Halk Partisi tarihinde hiç olmadığı kadar bir ve bütün olmuş, iktidara yürürken iktidarlarını tehdit altında gören islamofaşist güçler ve iktidar tarafından tamamen hukuka ve demokrasiye aykırı yöntemlerle bir dış müdahaleye maruz bırakıldı.
Bunlar işin perde gerisinde yaşananları, çevrilen dolapları halk anlayamasın diye adı Cumhuriyet Halk Partili olarak bilinen bazı işbirlikçileri öne sürüp, piyon olarak kullanıyor ve yaşananları Cumhuriyet Halk Partisi içindeki bir kavga olarak lanse etmeye çalışıyor.
Böyle bir operasyonda adlarını kullandırmaya utanmayan, elebaşılığını Kayyum Kemal’in yaptığı marjinal bir azınlık var mı var...
Ama bu marjinal azınlığın yaptıklarını Cumhuriyet Halk Partisi içinde bir kavga varmış gibi lanse etmek yanlış...
Oluşturulmaya çalışılan algı operasyonlarının tam tersine Cumhuriyet Halk Partisi üyeleri, örgütü, delegeleri ve milletvekilleri meşru olarak seçilmiş Genel Başkan Özgür Özel ve yönetiminin etrafında son derecede sıkı bir şekilde kenetlenmiş bulunmaktadırlar.
Cumhuriyet Halk Partisi içinde bir kavga yaşanmıyor amma ve lakin Türkiye’de otokrasiyi savunan güçler ile demokrasiyi savunan geniş kitleler arasında ölesiye bir kavga var.
Demokrasiyi savunan güçler ana muhalefet partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi etrafında toplanmaya, güç kazanmaya çalışırken iktidarlarına yönelik tehlikeyi fark eden otokrasiyi isteyen güçler önce 19 Mart 2025 tarihinde hukuki kılıfa bürünmüş bir operasyon başlattı daha sonra ise sıra Cumhuriyet Halk Partisine kayyum atama safhasına geldi.
Görünen o ki Cumhuriyet Halk Partisinin eski Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu bu operasyonlarda hem azmettirici ve hem de işbirlikçi olarak çok önemli bir rol üstlendi ve en nihayetinde kendini kayyum olarak atatmayı başardı.
Peki bundan sonra ne olacak?
Her ne yaptılarsa da halkı şu ana kadar girişilen operasyonun haklılığına ikna edemediler...
Kayyum Kemal ve yandaşları polis sayesinde Cumhuriyet Halk Partisine girip makam odasına çökmüş olsalar da sokağa çıkacak halleri kalmadı.
Dahası Kayyum Kemal Cumhuriyet Halk Partisi meclis grubuna da giremedi...
Özgür Özel Yargıtay'a itiraz etti ama bu itiraz ne zaman değerlendirilir bu süreç ne olur bilen yok...
Yüksek Seçim Kurulu ise sessiz, verdiği mazbataya sahip çıkıp; “benim kararlarım kesindir benim alanıma bir başka mahkeme müdahale edemez” demiyor...
Gördüğüm kadarı ile belirsizliğin uzaması iktidarın işine geliyor...
İktidar mensupları bu sayede 50 yıl sonra Cumhuriyet Halk Partisini Türkiye’nin birinci partisi haline getiren Özgür Özel ve ekibinin önünü kesebileceklerini hesap ediyorlar.
Bu hesapları tutar mı?
Girişilen mutlak butlan tiyatrosu Yargıtay’dan döner mi?
Bunu ne yazık ki bilebilen yok.
Normal şartlar altında hukuk sistemi öngörülebilirliği ve belirliliği artırmak için kurulur ama hukuk sistemi bir kere berhava edilip, keyfilik sisteme hakim olursa herhangi bir şeyi öngörebilmenin zerrece imkanı kalmaz...
Peki, bundan sonra ne olur?
Örneğin Özgür Özel’in dokunulmazlığı kaldırılıp tutuklanabilir mi?
Onca yaşanan hukuksuzluktan sonra ne yazık ki artık hiç kimse çıkıp “yok canım o kadarda olmaz” diyemiyor...
Bende kısa vadede neler olabileceğini, işlerin nereye varabileceğini söyleyemem amma ve lakin demokrasiyi savunan güçlerin uzun vadede mutlaka kazanacağını, otokrasi isteyen kesimleri yeneceğini rahat rahat söyleyebilirim.
İşte o gün geldiğinde bu gün otokrasiyi savunup, otokratlara hizmet etmekte bir beis görmeyenler adlarının tarihe bir utanç vesikası olarak yazılacağını bilmelidir.