H. Cengiz TÜRKSOY
Siyasette “lider” ve “başkan” kavramları sıkça karıştırılıyor. Oysa aralarında önemli farklar vardır ve her zaman aynı kişi üzerinde buluşmazlar.
Lider, geniş vizyonu, kapsamlı öngörüleri, düzgün anlatımıyla yalnız örgüt içindekileri değil dışındaki insanları da etkileyebilen, topluluğu büyüten, peşinden sürükleyen ve değişime öncülük eden kişidir. Lider, kendisini “kurulu düzenle” sınırlamaz. Gücünü, lideri olduğu kitlelerin güveni ve desteğinden alır.
Başkan, örgüt hiyerarşisi içinde resmi bir unvana sahip olan, örgütünü “kurulu düzen” sınırları içinde ve kendisini görevlendirenlerin beklentileri doğrultusunda
yönetir. Yetkisini oturduğu makamdan aldığı güçle kullanır.
Kişiliği, karakteri, bilgi birikimi, algılama yeteneği, özgür ve analitik düşünme becerileriyle topluluk içinde öne çıkan insanlar lider kimliği kazanırlar; başkanlık unvanı ise insanlara bir süre için görev olarak verilir. Herkes lider olamaz ama herkesin, bir biçimde başkan seçilme olasılığı vardır.
***
2023 yılından beri CHP’de yaşanan tartışmalar, bu ayrımı gözler önüne seriyor. Önceki başkan Kemal Kılıçdaroğlu ve çevresi ile 2,5 yıldır sürdürdüğü parti başkanlığında liderlik kimliği kazanan Özgür Özel ve çevresi arasında CHP bölünmüş sanılıyor.
Örgütü başkan ve yakın çevresi olarak algılayanlar, bir mahkemenin “mutlak butlan” kararından sonra CHP’de yaşananları değerlendirirken, bu yanıltıcı görünüşe dayanarak Parti’nin Kemal Kılıçdaroğlu ve Özgür Özel yandaşları arasında bölündüğü varsayımıyla çeşitli yorumlar yapıyor.
GÖRÜNÜŞ YANILTMASIN; Cumhuriyet Halk Partisi ikiye bölünmüş falan değildir.
Anılan kişilerin ikisi de “LİDER” niteliğine sahip olsalardı bu yorumlar bir ölçüde anlamlı olurdu ama CHP’nin kurumsal yapısına dışarıdan yapılan müdahale ile bir
parçalanma yaratılmış gibi görünse de bölünme iki kişinin çevreleri arasında değildir. Ayrışma, emperyalizmin Ortadoğu planlarındaki Türkiye tasarımına aldırmayanlarla, CHP’li olsun/olmasın demokrasi ve bağımsızlık özlemi içinde Ö. Özel’in liderliğini benimseyen halkın kitlesel muhalefeti arasındadır.
Bunu göremeyenler yorum yaparken, ABD emperyalizminin 1990’lı yıllarda uygulamaya koyduğu uzun erimli Ortadoğu planlarını ve Kılıçdaroğlu’nun 2010 yılında CHP genel başkanlığına getirilme sürecini göz ardı ediyorlar. Yalnızca güncel siyasi gözlemlere dayanarak yapılan yorumlar da olan biteni açıklamakta yetersiz kalıyor.
***
CHP’nin 2023 yılında yapılan 38. Kurultayı’nda “değişim” vaadiyle genel başkanlığa seçilen Özgür Özel, başlangıçta yalnızca başkan olarak görülmüştü. Ancak, kısa sürede sergilediği faşizme, ABD emperyalizmine ve -onun söylemiyle- “müesses nizama” (kurulu düzene) yönelik eleştiri ve eylemleriyle, insanların sorunlarına sahip çıkışıyla halkın önemli bir kesiminin desteğini aldı; CHP’yi demokrasi mücadelesinin odağı ve iktidar alternatifi haline getirdi, kendisinde “liderlik” özellikleri olduğunu gösterdi.
Atatürk, İsmet İnönü ve Bülent Ecevit’ten sonra CHP yeniden “liderlik” niteliği olan bir başkana kavuşmuştu ve hızla güçleniyordu. CHP’nin iktidar alternatifi haline gelmesi ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi için tehlike demekti. ABD emperyalizminin planlarında ne böyle bir siyasi partinin ne de böyle bir liderin bulunduğu Türkiye’ye yer vardı.
2010’daki “kaset operasyonu” sonrasında başkanlık koltuğuna oturması sağlanan Kılıçdaroğlu ise 13 yıl boyunca “kurulu düzen” ve BOP eş başkanının iktidarı için hiçbir risk oluşturmamıştı. Öyleyse, Ö. Özel gitmeli, yerine yine K. Kılıçdaroğlu gelmeliydi.
Tartışmalı bir mahkeme kararıyla Kılıçdaroğlu’nun yeniden başkanlığa getirilmesinin, “kurulu düzeni” korumak için CHP’yi iktidar alternatifi olmaktan uzaklaştırmaya yönelik olduğu açıkça görülmektedir.
Ancak emperyalist odaklar, dünyanın birçok yerinde benzer örnekleri olduğu gibi “lider ile başkan farkını ve liderini bulan halk kitlelerinin her türlü emperyalist planı bozduğunu” yine ıskalamış görünüyorlar.
***
Kılıçdaroğlu yeniden başkanlığa getirilir getirilmez, beklendiği gibi “CHP’yi iktidar alternatifi olmaktan uzaklaştırma” işlemlerine girişti. Genel merkez önündeki
“bayramlaşmada” bile iktidar medyasından alınma kanıtsız, belgesiz suçlamalarla, “arınma ve özür” söylemleriyle, 13 yıl süren başkanlık dönemi de dahil, kendi(!)
partisinin “pisliğe batmış” bir örgüt olduğunu savundu. Alana toplananlar da alkışladı. Görev bilinciyle yapılan konuşma, söylendiği gibi bir özeleştiri değil, başkanlık makamına oturtulma amacının teşhiriydi.
Ankara’nın bir başka alanında ise Ö. Özel’i dinleyen yüz binlerce insan bu tür söylem sahiplerine olduğu kadar, Kılıçdaroğlu’na da gerekli yanıtları veriyordu.
Aslında bunların pek bir önemi yoktur. Önemli olan, bir yanda 2,5 yıldır pusuda bekleyen Kılıçdaroğlu’nun son günlerde yaptıkları ve söylemleriyle kendini açığa
vurması; öte yanda aylardır yaptığı çağrılarla ülkenin hemen her yerindeki alanlarda topladığı partili/partisiz milyonlarca insanın Özel’i liderleri olarak benimsemiş olmasıdır.
Sorunlarının çözümünü özgürlük, demokrasi, laiklik, insan hakları, ülkenin bağımsızlığı gibi değerler için faşizme ve emperyalizme karşı mücadelede gören halk kitleleri ile “kurulu düzenle” çelişkisi olmayan ve bunları umursamayanlar belirgin biçimde ayrışmaktadır.
Kitlesel halk muhalefeti, Ö. Özel’in liderliğinde her geçen gün büyüyor, ötekiler ise çok başlı ve nereye sürüklendiklerinden habersiz ama arkalarındaki güçler sayesinde “kurulu düzenin” sürüp gideceğini sanıyorlar.
Bundan sonra, kitleselleşen halk muhalefetini dağıtmak için emperyalist odakların ve yerli ortaklarının tek hedefi lider Özgür Özel olacaktır.
Bugünün görevi, irademiz dışında yaşatılan olaylarla ve partiler arası didişmelerle ilgili kısır tartışmalara takılmak değil;
Zamanında ya da erken, yapılacak ilk seçimde ve sonrasında başarılı olmak için,
- Lidere sahip çıkmak,
- Demokrasi ve bağımsızlık yanlılarından oluşan halk muhalefetini büyütmek,
- CHP’li ya da CHP’siz güçlü bir halk örgütlülüğünü yaygınlaştırmaktır.
“OK YAYDAN ÇIKMIŞTIR VE MUTLAKA HEDEFİNE ULAŞACAKTIR”.
İlk seçimde ya da daha sonra… AMA MUTLAKA!