“Harıl harıl yanan bir ateş var. Kaynayan bir su var. Kadını ikinci sınıf gören, eşitsizliği ortadan kaldıramamış bir ülkede yaşıyoruz. Şiddet kazanına odun taşıyan bireyler yetiştiriyoruz. Kadına yönelik şiddet, kadının özgürleşmesi ile sonlanabilir. Kadınlar her alanda eşitlik anlayışı içinde katılımcı olmalıdır. Halk sağlığı sorunu olan şiddetin engellenmesi için siyasal partiler, gönüllü kuruluşlar (STK) iş birliği içinde çözüme katkıda bulunmalı, destek vermelidir.
Çocuklar, güvenli bir aile ortamında yetişmelidir. Toplumsal cinsiyet eşitliği anlayışı, çocukluktan, okul öncesinden başlatılmalıdır. Suskunluğun nedenlerinden biri, kadının ekonomik açıdan güçlü olmamasıdır. Cezasızlık, şiddet suçlarının artmasının nedenleri arasındadır. Kadını ve erkeği ile mücadele vermemiz gerekiyor.”
Özet olarak paylaşmaya çalıştığım bu sözler, psikolog ve toplum gönüllüsü Ercan Başal’a ait.
Uzun sayılabilecek yıllardan beri her türlü şiddete karşı kadın-erkek birlikte ve dayanışma içinde hareket edilmesi gerektiğini seslendiriyorum. Bir söyleşide ilk kez bir erkek konuşmacının “kadın ve erkeği ile mücadele vermemiz gerekiyor” dediğine tanık oluyorum. Sadece kadına yönelik değil, tüm şiddet türlerine karşı kadın-erkek dayanışmasının, uzak olmayan bir gelecekte, Türkiye ve uluslararası düzeylerde, etkisini artıracağına ilişkin umutlarımıza güç taşıdı sevgili Ercan Başal.
24-31 Ocak 2026 tarihlerinde, Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı’nın kolaylaştırıcılığında yürütülen 33. Adalet ve Demokrasi Haftası kapsamında, 29 Ocak Perşembe günü, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Çankaya İlçe Başkanlığı Kadın Kollarınca “Kadına Yönelik Şiddet: Hukuki, Sosyal ve psikolojik Boyutları” konulu bir söyleşi düzenlendi.
Dr. Sinim Aksu’nun kolaylaştırıcılığındaki söyleşiye, Av. Sanem Küçükarzuman, CHP Parti Meclisi üyesi Cansel Çiftçi, Av. Tuğçe Hilal Özkan, Prof. Dr. Sanem Cankurtaran ve psikolog Ercan Başal katıldı.
Konuşmacıların sözlerinden sizlerle paylaşmak istediklerim var.
Av. Tuğçe Hilal Özkan: “Suskunluğun bedelini kadınlar canları ile ödüyor. Kadınlar korunamıyor. Cezasızlık en büyük sorunlardan biri. Hukuku susturuyoruz, şiddet konuşuyor.”
Cansel Çiftçi: “Toplumda şiddet normalleşti. Uzaklaştırma kararı uygulanmıyor. Elektronik kelepçe uygulamalarında sorunlar yaşanıyor. Adaleti ve güvenliği devlet sağlar. Kadına, küçük yaşlarda itaat ve susma öğretiliyor.”
Prof. Dr. Sinem Cankurtaran: “Şiddetin tarihsel kökleri var. Kadınlar azınlıklar gibidir. Sokaklar güvenli değil. İstanbul Sözleşmesinden çıkılması, uluslararası sözleşmeler ve yasaların özenle uygulanmaması şiddet suçlarını artırıyor. Kadına yönelik ağır şiddet türlerinden birisi de ekonomiktir.”
Av. Sanem Küçükarzuman: “Kadına yönelik şiddet münferit değil. Umutsuz bir tablo var önümüzde. Ancak, dayanışmalıyız, umutlu ve cesur olmalıyız. İstanbul Sözleşmesi bir kadın mücadelesinin sonucudur. Çekilme hukuksuzdur, kabul etmiyoruz. Birleşerek çok şeyler başarabiliriz. Haddimizi aşmak zorundayız.”
33. Hafta ile ilgili yazılarımda, umutla paylaşılan sözlerin ve önerilerin uygulanması halinde Türkiye ve Dünya’daki şiddet türlerinin azalacağına, hatta sonlanacağına ilişkin yorumlar yaptım.
Burada bir görüşümü de paylaşmak istiyorum, Prof. Dr. Sinem Cankurtaran’ın, ayırımcılık anlamı taşımadığın inandığım “Kadınlar azınlıklar gibidir” sözlerinden etkilenerek.
Hiçbir ülkede ve Türkiye’de azınlıklar yoktur. Farklılıklar vardır. Sayılarına bakarak yurttaşlar için “azınlık” denmesi ile ilgili olarak uluslararası veya ulusal yasalarda yer alan tanımlamalara katılmıyorum. Azınlıklar değil, farklılıklar vardır, bu farklılıklar doğal zenginliğimizdir.
CHP Çankaya İlçe Başkanlığı Kadın Kollarının söyleşisini de, çok olumlu katkılar yapacak düzeyde değerlendiriyorum. Geçmiş yıllarda paylaşılan önerilerin gerçekleştirilmesi için katılımcı örgütlerin birlikteliklerini sürdürmesi gerekiyor. Bu konuda, önümüzdeki günlerde toplantılar düzenlenmesi, görüş ve önerilerin değerlendirilmesi, hükümetleri, siyasi partileri, demokratik kitle örgütlerini ve halkı, sorunların çözümü için etkileyecek, yönlendirecek ve sürece katacak yöntemlerin belirlenmesi beklenmelidir.
Çünkü, haklara uygun ve şiddetsiz tepki girişimlerinin yoğunlaştırılması, korunma ve koruma önlemlerinin alınabilmesi, ana hedef olan sevgi, dostluk ve barış içinde yaşanacak Türkiye ve Dünya için kadın-erkek birlikte, dayanışma içinde hareket edilmelidir.
Haydi, iyi yürekli, cesur ve umutlu kadınlar, her yerde ve her zaman kadın-erkek birlikte, dayanışma içinde. Haydi…