Sevgili okurlar, kıymetli “doğa insanı” Cemal Gülas’ın kendisinin izni ve onayı dahilinde sizlerle buluşturmaya karar verdiğimiz yazıların altıncı serisi huzurlarınızda…
Cemal Gülas’ın insan ve hayvana dair düşüncelerinden oluşan tamamen kendi kaleminden çıkan metni sizlerle buluşturuyorum:
“İnsan, modern dünyanın beton koridorlarında kendi sesinin yankısından başka bir şey duyamaz hale geldiğinde, doğa sarsılmaz bir bilge gibi sessizce bekler.
Yabanıl hayat, insanın unuttuğu ya da hiç bilmediği kadim bir alfabeyle konuşur. Onun kucağına dönmek, yalnızca yeşile duyulan bir özlem değil; kendi özümüze, sabra ve en önemlisi doğru iletişimin köklerine doğru yapılan manevi bir yolculuktur.
(Fotoğraf kaynak: Cemal Gülas)
Doğanın ve yabanıl hayatın insana öğrettikleri ile bu öğretilerin iletişim dünyamıza olan eşsiz katkılarını, bir ağacın kökleri ile yaprakları arasındaki sarsılmaz bağ gibi inceleyebiliriz.
Doğa, her bir parçasında ayrı bir felsefe barındıran devasa bir kütüphanedir. Sayfalarını açmayı bilen her insana, varoluşun en yalın gerçeklerini fısıldar. Modern insan her şeyin anında gerçekleşmesini isterken; doğa, acele etmeden ama hiçbir şeyi de yarım bırakmadan büyür. Bir tohumun toprağı delmesi, bir tırtılın kozasından çıkması zaman alır. Doğa bize beklemenin de büyümenin bir parçası olduğunu öğretir.
Dengenin ve Döngüselliğin Bilgeliği: Yabanıl hayatta hiçbir şey israf edilmez; her ölüm yeni bir yaşamın can suyu, her son yeni bir başlangıçtır. İnsan, doğaya baktığında hayattaki iniş ve çıkışların, kayıpların ve kazançların kaçınılmaz birer döngü olduğunu ve her kışın ardında saklı bir bahar barındırdığını anlar. Fırtınada kırılan sert meşe ağaçları ile eğilip bükülerek hayatta kalan esnek sazlıklar, bize hayata karşı körü körüne direnmenin değil, uyum sağlamanın gücünü gösterir. Yabanıl hayat, zorluklar karşısında pes etmemeyi, şartlara göre yeniden şekillenmeyi öğretir.
İletişim, günümüzde genellikle ‘daha çok konuşmak’ veya ‘daha hızlı mesaj iletmek’ olarak algılanıyor. Oysa yabanıl hayat, iletişimin kelimelerden çok daha derin bir katmanda gerçekleştiğini kanıtlar. Doğanın tedrisatından geçen bir insanın iletişim becerileri şu yönlerden evrilir: Modern iletişimde en büyük eksiğimiz, karşımızdakini anlamak için değil, sadece cevap vermek için dinlemektir. Doğa insana, kelimelerin arkasındaki sessizliği, duraklamaları ve satır aralarını dinlemeyi; yani etkin ve derin bir dinleyici olmayı öğretir.
Yabanda hayatta kalmanın ilk kuralı, kendi sesini kesip çevreyi dinlemektir. Bir avcı ya da av, rüzgarın fısıltısını, yaprakların hışırtısını dikkatle dinler. Hayvanlar aleminde iletişim; kokular, renkler, duruşlar ve ritmik hareketlerle örülüdür. Bir kurdun kuyruk sallayışı ya da bir kuşun kanat çırpışı sayfalarca yazıya bedel anlamlar taşır. Bu dünyayı gözlemleyen insan, iletişimin yalnızca %10’unun kelimelerden ibaret olduğunu yeniden hatırlar. Beden dilini okumayı, göz temasının derinliğini ve kelimelerin ötesindeki enerjiyi (sezgileri) hissetmeyi öğrenir.
Yabanıl hayatta manipülasyona, kelime oyunlarına ya da ‘gibi görünmeye’ yer yoktur. Bir tehlike çığlığı nettir; bir kur yapma dansı dürüsttür. İletişim tamamen amaca yöneliktir ve nettir. İnsan doğadan ilham aldığında, ilişkilerindeki yapay pürüzlerden arınır; daha açık, dürüst ve yalın bir dil benimser.
Yabanıl hayatta her canlının bir alanı, bir bölgesi vardır ve bu sınırlara saygı gösterilir. Aynı zamanda ekosistemdeki her varlık birbirine muhtaçtır. Bu denge, insana hem kendi sınırlarını çizmeyi hem de başkalarının yaşam alanlarına saygı duymayı öğretir. Karşısındaki canlının sessiz çığlığını ya da ihtiyacını fark edebilen insan, sosyal ilişkilerinde çok daha yüksek bir empati yeteneği geliştirir.
Doğa, insanın bencilce gürültüsünü susturan ve ona evrendeki küçük ama anlamlı yerini hatırlatan bir aynadır. O aynaya her baktığımızda, yalnızca birer canlı olduğumuzu değil; birbirimizle bağ kurarken kelimelerin ötesinde, kalpten ve sessizlikten beslenen bir köprü kurmamız gerektiğini öğreniriz. Doğa ile bağ kuramayan bir insanın, bir başka insanla sahici bir bağ kurması neredeyse imkansızdır.