BU YOKLUK MASUM DEĞİL!

Önce bir afişten çıkarıldı, “yanlışlık” denildi.
Sonra bir bayram paylaşımında fotoğrafı yoktu, “tercih” dendi.
Şimdi de karnelerde Atatürk’ün olmaması konuşuluyor.

Tesadüf mü?
Hayır.
Bu kadar çok yokluk aynı yerde toplanıyorsa ortada masum bir eksiklik değil, bilinçli bir yön vardır.

Karneler sadece notların yazıldığı kağıtlar değildir.
Bir çocuğun kendine dair ilk hafızasıdır.
Yıllar sonra bir çekmeceden çıkarıp baktığında, “Ben bu ülkede okudum” dediği belgedir.
Ve o belgede yıllardır değişmeyen bir isim dururdu: Mustafa Kemal Atatürk.

Şimdi yok.

Kimse çıkıp açık açık konuşmuyor.
Ne net bir gerekçe var, ne de samimi bir açıklama.
Ama yokluk da bir dildir.
Üstelik bazen en yüksek sesle konuşan dildir.

Bugün “karnede olmasa da olur” denilen şey, yarın “sınıfta anmasak da olur”a dönüşür.
Bir bakarsınız törenlerden çıkarılmıştır.
Bir bakarsınız afişlerde yer almıyordur.
Sonra da karşınıza aynı cümle gelir:
“Niye bu kadar büyütüyorsunuz?”

Oysa mesele büyütmek değil.
Mesele fark etmek.

Bir ülke, kurucusunu bayramlardan, duvarlardan, karnelerden sessizce çekmeye başlıyorsa, orada hafızayla oynanıyordur.
Bu bir tasarım meselesi değildir.
Bu bir düzenleme hiç değildir.
Bu, açıkça bir tercihtir.

Atatürk bu ülkenin süsü değildir.
Bir seçenek hiç değildir.
Bu ülkenin tapusudur.
Bağımsızlığının imzasıdır.

Bir çocuğun karnesinde Atatürk’ün olmaması, basit bir değişiklik olarak görülemez.
Bu, “zamanla alışırsınız” denilen bir sürecin parçasıdır.
Ama yanlış yerden başlıyorlar.

Çünkü siz Atatürk’ü karneden silebilirsiniz.
Bir fotoğrafını afişten çıkarabilirsiniz.
Bir bayramda adını anmayabilirsiniz.

Ama şunu herkes bilsin:
Bu milletin vicdanından silemezsiniz.
Bu ülkenin çocuklarına unutturamazsınız.

Tarih de şunu çok net gösterdi:
Atatürk’ü silmeye çalışan herkes geçici oldu.
Atatürk’ü savunan bu millet ise kalıcı.

Çünkü Atatürk bu ülkenin geçmişi değil;
Bu ülkenin kırmızı çizgisidir.