Bir süredir içimde aynı soru dönüp duruyor: Biz ne zaman bu hale geldik?
Kahramanmaraş’ta bir okul, Şanlıurfa’da bir okul… Haberleri okurken insanın içi sıkışıyor. Okul dediğin yer çocuğun en güvende olması gereken yer değil mi? Ailenin gözünü arkada bırakmadığı, “hiç olmazsa burada bir şey olmaz” dediği yer. Ama artık orası bile güven vermiyor.
Herkes hemen bir sebep arıyor. Diziler diyen var, aile diyen var, eğitim sistemi diyen var. Açık konuşayım, ben tek bir sebebe bağlayamıyorum. Çünkü sorun tek yerden çıkmış gibi durmuyor.
Diziler meselesi mesela… Evet, bugün şiddet çok görünür. Her yerde. Ama bir yandan şunu da düşünüyorum: Eskiden Kurtlar Vadisi vardı. Silah da vardı, mafya da vardı, hesaplaşma da vardı. Ama bu kadar okul baskını, bu kadar kontrolsüz şiddet haberi hatırlamıyoruz. Demek ki mesele sadece diziler değil. Diziler belki bir şeyi besliyor olabilir ama tek başına açıklamıyor.
Aile desen, orası da ayrı bir yara. Çocuk evde ne görüyor, neyle büyüyor, neyi normal sanıyor… Bunlar çok belirleyici. Ama yine de her şeyi aileye yıkmak da kolaycılık gibi geliyor bana. Çünkü aynı sokakta büyüyen, benzer şartlarda yetişen çocukların hepsi aynı şeyi yapmıyor.
Eğitim sistemi? Orada da ciddi bir boşluk var. Sınav, başarı, not… Her şey var ama çocuğun ruh haliyle ilgilenen kim? Öfkesini, yalnızlığını, dışlanmışlığını fark eden var mı? Okul sadece ders anlatılan bir yer olunca, çocuklar da kendi içlerinde büyüyen şeyi kimseye göstermeden taşıyor.
Ama bence en can yakıcı mesele şu: Cezasızlık hissi.
İnsanlar artık yaptığının karşılığını tam anlamıyla göreceğine inanmıyor. “Nasıl olsa bir şekilde çıkarım” düşüncesi, en tehlikeli şey olabilir. Çünkü o sınır duygusu gidince, geriye hiçbir şey kalmıyor. Korku değil, sorumluluk duygusu değil… Hiçbir şey tutmuyor insanı.
Bir de şu var, belki en rahatsız edici olanı: Toplum olarak sertleştik. Tahammülümüz azaldı. En küçük tartışma bile büyüyor. İnsanlar konuşarak çözmeyi unutmuş gibi. Herkes daha gergin, daha öfkeli, daha patlamaya hazır.
O yüzden tek bir suçlu aramak bana samimi gelmiyor. Diziler diyelim, yetmez. Aile diyelim, eksik kalır. Eğitim sistemi diyelim, o da tek başına açıklamaz. Cezalar diyelim, o da yetmez.
Sorun hepsinin bir araya gelmesi.
Ve belki de en acısı şu: Biz bunu fark ediyoruz ama yine de gerçek bir değişim için yeterince zorlamıyoruz. Her olaydan sonra üzülüyoruz, konuşuyoruz, birkaç gün sonra unutuyoruz.
Ama bu unutulacak bir şey değil.
Çünkü mesele sadece o okullarda olanlar değil. Mesele, yarın bir başka okulda olmaması için ne yaptığımız.