Kimsenin güvende olmadığı bir ülkede ve Dünya’dayız.
Gerçekten kimsenin can güvenliği yok mu? Kanımca yok.
Çok donanımlı asker ve polislerin koruduğu insanlar bile güvende değil.
Ülkemizden ve başka ülkelerden birkaç örnek de verilebilir. Çok insan bunu ”terör” olarak adlandırıyor.
Bu kelimeyi, çocukluğunu Lazca ve Türkçe kelimelerle yaşayan, daha sonrasında Cumhuriyet Türkçesini çok iyi konuşan ve yazan insanlardan birisi olarak “silahlı veya silahsız şiddet” diye dillendiriyorum.
Hepimiz silahlı veya silahsız şiddet tehdidi, tehlikesi altındayız.
Anayurdum, ana ocağım Türkiye’de, evinden işine, okuluna veya tatiline çıkan insanların geriye dönmeleri yüzde yüz güvence altında değil. Evinden o alanlara yeniden gitmeleri de.
Silahlı veya silahsız şiddet türlerine, trafikte yaşanabilecekler en başta olmak üzere çeşitli kazaları da ekleyebiliriz.
Nedenleri; eğitimle, güzellikleri, olanakları ve sıkıntıları paylaşmakla, uygarlıkla, çağdaşlıkla, demokrasi, adalet, ekonomik düzenle ilgili. Elbette insanla, insanlıkla.
Yazılarımda, çok üzülerek, bugünler ve gelecekle ilgili çok fazla kaygı duyarak günümüzün toplumsal ve siyasal yaşamını 10 kelimeye sığdırmaya çalışıyorum.
Güzelliklerle dolu ve umutlu olmamızı gerektiren konular dışında yaşananları sığdırmaya çalıştığım on kelimeye eklemeler de yapılabilir, tek kelimeye de indirgenebilir. Bu tek kelime asla “siyaset” kelimesi olamaz. Çünkü, bu 10 kelimenin anlamı ile yaşadıklarımız “siyaset” olarak tanımlanamaz, tanımlanmamalı. Aksi halde siyasete haksızlık yapılır. Hemen hemen herkes Türkiye’de yaşananlara “siyaset” diyerek, içinde şiddet barındırmayan farklılıkların çatışmasız yaşayabilecekleri ortamlara, gerçek anlamda siyasete haksızlık yapmayı sürdürüyor.
Bu 10 kelime ile anlatılabileceklerin, siyasette, kamu yönetimlerinde, özel kesimde, yargıda, medyada, demokratik kitle örgütlerinde (STK), tek kelime ile toplumdaki karşılığı “Siyaset “ olmamalı. Uygulama çeşitleri, sonuçları ve etkileri bakımından bu konuda tek kelimenin yeterli olabileceği kanısındayım. ŞİDDET.
Şiddet ana başlığı altında yer alabileceği görüşünü savunmaya çalıştığım 10 kelime şunlar.
“Yalan, iftira, hakaret, tehdit, sahtecilik, baskı, adaletsizlik aldanma, aldatma, kumpas.”
Yanımızda, yakınımızda veya uzağımızda yaşanan baskıların, adaletsizliklerin, küçük veya büyük korkuların, kurşun, bomba, tehdit ve tehlikelerin, dökülen kan ve gözyaşlarının, özde 10 kelime ile dillendirmeye çalıştığım “kötülükler” sayıları az, kişilikleri vahşi insanlardan kaynaklanmaktadır.
Sayıları çok az olmakla birlikte, kimi zaman silahla, kimi zaman halkların seçim sandığına attığı oylarla yetki alanların, tarihteki somut örneklere bakarak, kötülüklerin sonsuza dek sürmeyeceğini kabullenmeleri, yetmez, iyiler tarafından “iyi”leştirilmeleri zorunludur, gereklidir.
Sürecin veya süreçlerin sonuçları, sonları, doğadaki bitkilere, toprağa, suya, havaya bakarak öngörülebilir.
İnsan soyu, doğayı acımasızca kirletiyor, ancak doğa direniyor, kendini temizlemeye çalışıyor. İnsan soyu, kentleşme adı altında yeşilin, bitkilerin, toprak altında yaşayan canlıların üzerine beton döküyor, toprak ve su ile hava arasındaki bağı koparıyor. Doğa direnişini sürdürüyor. Bitkiler, çok zaman geçse de, betonu, taşı, demiri, çeliği, duvarı delerek yerin üstüne çıkıyor. Kentlerde, yeşilin, bitkilerin direnişinin örneklerini kısa aralıklarla, hatta adım başı görmek olası. İnsan bu direnişten utanmalı, hatta korkmalı.
10 kelime ile anlatmaya çalıştığım kötülüklere karşı, iyi yürekli, özgür kişilikli, sevgi, dostluk ve barış içinde yaşamak isteyen insanlar, küçük veya büyük yeşilliklerin, bitkilerin yaptığı gibi direniyor. Çünkü, insanın doğasında var, özgür, sevgi ve dostluk içinde yaşamak. Kötülük, iyileri, insanlaşmayı başarmış ve şiddet kullanmadan direnen insanları bitiremiyor. Tıpkı saldırıya uğrayan karıncaların, arıların ve balıkların yaptığı gibi.
Yazımdaki 10 kelime ile anlatabileceğimiz koşullar altında yaşamını yitirenlerin veya demir parmaklıkların arkasına konanların aileleri, bitkilere bakarak umudunuzu canlı tutunuz.
Gerçekten haksızlığa, adaletsizliğe uğrayanlar, özgürce değil özlem içinde yaşamak zorunda kalanlar, sakın umudunuzu yitirmeyin. Hiçbir kötülük sonsuza dek süremez. Kötüler, asla sonsuza dek yaşayamaz. Sizlerin önünde saygı il eğiliyor, alınlarınızdan öpüyorum.
Haydi, her yerde ve her zaman kadın-erkek birlikte ve dayanışma içinde, haydi…