Bir Sınavdan Fazlası

YKS sabahı yine aynı görüntüler vardı. Okul kapısına yetişmeye çalışan öğrenciler, saniyelerle sınavı kaçıran gençler, gözyaşları, baygınlıklar, panik anları…

Her yıl aynı manzaraları görüyoruz ama her seferinde aynı şeyi söylüyoruz: “Biraz daha erken çıksaydı.”

Bu kadar kolay mı gerçekten?

Bir öğrencinin okul kapısında ağlamasının sebebi sadece sınava geç kalmak olabilir mi?

Bence değil.

Çünkü o gözyaşlarının içinde sadece o sabah yok. Aylarca süren çalışma var, kurulan hayaller var, ailesinin beklentisi var, gelecek kaygısı var. Bir gencin omuzlarına yüklenen “Bu sınav hayatını belirleyecek” cümlesi var.

Aslında her yıl aynı hatayı yapıyoruz. Bir sınava olması gerekenden çok daha büyük anlamlar yüklüyoruz. Gençlere daha lise yıllarından itibaren sürekli üniversiteyi, puanı, sıralamayı konuşuyoruz. Ne yapmak istediklerinden önce ne kazanacaklarını soruyoruz. Sonra da sınav günü yaşanan stresi anlamaya çalışıyoruz.

Oysa o stres bir günde ortaya çıkmıyor.

Yıllarca birikiyor.

Bu yüzden okul kapısında ağlayan bir öğrenci gördüğümde aklıma ilk gelen şey sorumsuzluk olmuyor. Çünkü o yaşlarda insan bazen sınavdan çok, sınavın temsil ettiği şeyden korkuyor. Ya başaramazsam? Ya geride kalırsam? Ya hayal kırıklığına uğratırsam?

Belki de artık gençlere bir sınavın önemli olduğunu söylerken, hayatın bir sınavdan ibaret olmadığını da anlatmamız gerekiyor.

Çünkü hiçbir puan bir insanın değerini belirlemez.

Hiçbir sıralama bir gencin potansiyelini ölçemez.

Ve hiçbir sınav, bir insanın bütün geleceğini tek başına yazamaz.

Her yıl okul kapılarında yaşanan o görüntüler aslında bize gençlerin ne kadar stresli olduğunu değil, bizim bir sınava ne kadar fazla anlam yüklediğimizi gösteriyor. Belki değişmesi gereken şey gençler değil, onların omuzlarına bıraktığımız bu ağır yükün kendisidir.