Yazar Sadık Güvenç, 1962 Yozgat Bahadın doğumludur. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Yeni Türk Edebiyatı bölümünü bitirdi. Değişik liselerde edebiyat öğretmenliği yaptı. Halen Ankara’da bir lisede öğretmenliğe devam etmektedir.
Güvenç, sanatı toplumun aynası olarak gören bir yazar. “Bir Gören Vardır” romanında da özellikle köydeki/kırsaldaki insanların sorunlarını, yoksulluğu, varsıl ile yoksul arasındaki çatışmayı, aynı zamanda eğitimsizliğin ve yoksulluğun insan karakterine etkisini gözler önüne serer.
“Bir Gören Vardır” romanında, halkın yaşamını, sorunlarını ve konuşma dilini okuyucuya adeta olaylarla ve kişilerle yan yanaymış gibi yansıtır. Yöresel telaffuzun ve betimlemenin tek kelimeyle ustasıdır Güvenç.
Güvenç’in, “Bir Gören Vardır” romanını okurken, gerek karakterleriyle gerekse olayların örgüsüyle sizi bulunduğunuz ortamdan koparıp Anadolu’da bir köye götürür. Kent kültürüyle pek çoğumuzun unuttuğu kelimeleri belleğimizde canlandırır.
Sadık Güvenç, romanda pek çok şeyin altını çiziyor. Hayvan hakları, Alevi/Bektaşi toplumunun toplumdaki yeri, engelli insanlara toplumun bakışı, cinsellik, kıskançlık, iftira gibi daha pek çok konuyu âdete insanın belleğine kazıyor.
Güvenç, yaşadığı toplumun politik gerçeklerine de dokunuyor zaman zaman. Atatüüürk, ben Atatürk’ün esgeriyim! Gah-rol-sun o-lu-gar-şi!” gibi.
Güvenç, Durak Paşa’nın ve Gülmez’in üzerinden anlatır pek çok şeyi. Bazen Nedamet’in, bazen Durak Paşa’nın bazen de başkalarının yaşamlarında yol gösteren; birilerinin şeytan dediği ama hep yol gösteren Gülmez, yazarın belki de Hızır’ıdır, kim bilir.
Durak Paşa’nın tuhaf davranışları belki delilik gibi okunabilir ama aslında o, başkalarının görmediğini gören farklı bir kişidir. Yazar, doğru ya da yanlış (akıllı ya da deli) diye nitelemez Durak Paşa’yı. Aykırı olan, Durak Paşa mı yoksa toplum mu? Yargıyı okuyucuya bırakır.
Örneğin, para, mal mülk biriktirme konusunda köyde Durak Paşa’nın dışında herkesin yarın kaygısı vardır. Durak Paşa’nın tek güvencesi insanlardır. Doyduğu gün şükretmektedir. Günlük çalışır, günlük doyar. Bu yaşam biçimi belki de hepimizi özlemidir ama bir türlü başaramayız!..
Nedamet, iki gözünü de kaybedip, Nazlı ebesinin eski kocası Abidin gibi olmaktan çok korkmaktadır. Gözünü ameliyat ettirmek için önce Ankara’ya, sonra da İstanbul’a gider. İnsanın, köyden hiçbir yere çıkmasa, çarşı pazar bilmese de mecbur kalınca tek başına pek çok şeyin üstesinden gelebileceğini anlatmaktadır. Hikâyesinin devamında Hollanda’ya çalışmak için giden Abdi’nin, gözünü ameliyat için iş yerindeki arkadaşlarından toplayıp gönderdiği parayı define haritası yalanıyla elinden aldırması, hem sahipsizliğinin hem tamahkârlığının belki biraz da iyi niyetinin! sonucudur.
Cezaevi ve sonrasında yine define peşinde hayatını heba etmesi, Yılmaz Güney’in “Umut” filmini hatırlatmaktadır.
Romanın diğer karakterleri, toplumsal derinliklerinin yanında her köyde rastlayacağımız toplumsal tipler gibi durmaktadır ancak öylesine birbiriyle ve romanın örgüsüyle örtüşmektedir ki; kafanızda herhangi bir köye gittiğinizde bu karakterlerle tek tek karşılaşacakmışsınız gibi sizi yönlendirmektedir.
Romanda benim de geçmişte aşina olduğum ama zamanla unuttuğum pek çok deyimi yeniden hafızamda tazelememe yardımcı oldu. Cuvara, Ecik, Ellaham, Galeyci, Gever, Kele, Kesmik, Mahana, Savak, Sümtük, Şikirsiz gibi…
Bir romanı tüm detaylarıyla anlatmak elbette gazete köşesine sığmaz. Yazar, Sadık Güvenç’in, “Bir Gören Vardır” romanını mutlaka okumanızı öneririm.