BİR ANNE veya ANNELER BEKLİYORUM…

Çocukların, gençlerin kanları, annelerin gözyaşları akmaya devam ediyor. Korkuları, endişeleri, insanlara yönelik güvensizlikleri hızla artıyor kadınların, annelerin, erkeklerin, babaların. Nerede  diye sormaya gerek var mı?

            Türkiye’de, Orta Doğu’da, Kuzeyde, Güney’de, Doğu’da, Batı’da.

            Silah üretimi, kaçakçılığı, taşımacılığı, adına silah ticareti denen vahşi satın almalar. Beyinleri insana yakışır düzeyde gelişenler, geliştirilenler korku ve utanç içindeler. Beyinleri vahşilik üretenler ise cinayetlerine ara vermiyorlar.

            Bu yazımda, silah diyorum sadece. Oysa zaman zaman ben de yazılarımda ağır veya hafif silahlar diyebiliyorum. Silahların ağırlık birimi olarak elbette “çok ağırı, daha hafifi” var. Sonucu; canlıların ölümü, katledilmesi olan hangi silaha ağır veya hafif diyebiliriz ki. Öldürülenlerin can vermeden önceki haykırmalarını, annelerin ağıtlarını, ah’larını, dizlerini dövmelerini, göğüslerini yumruklamalarını nasıl yorumlayacağız? Hafif mi, ağır mı? Dökülen gözyaşlarının ağırlığını düşünebiliyor musunuz? 20, 30, 50 birim diyelim? Kilo değil, gram, gram. Annelerin gözyaşları aktıkça, yüreklerine, bedenlerine, beyinlerine yönelik ve şiddet dolu duygusal ve orantısız gücü nasıl ölçeceğiz, kaç kilo veya kaç ton diyeceğiz?

            Türkiye’de, komşularımızda veya yeryüzünün herhangi bir yerinde, dağlarda, ormanlarda, denizlerde canlıları öldürenler, katledenler, kendi çocuklarına, annelerine, babalarına nasıl sarılabiliyorlar, onlara nasıl “Seni seviyorum, seni çok özledim” diyebiliyorlar. Nasıl yemek yiyebiliyorlar, nasıl uyuyabiliyorlar, nasıl sokağa çıkabiliyorlar, nasıl gülebiliyorlar, çocukların, gençlerin, kadınların, annelerin, babaların yüzlerine nasıl bakabiliyorlar. Kendilerini nasıl insan olarak görebiliyorlar.

            Birkaç gün önce, en güçlü diye tanımlanan bir ülkenin en üst düzeydeki yöneticisi, Orta Doğu’daki insanlık ayıbı kıyımlarla ilgili ve sonuçları çoklu ölüm olan bir kararını açıklarken ve son durumu değerlendirirken kameralara gülerek bakıyordu.

            İnsan oluşumdan ve kendisi ile aynı Dünya’da yaşamaktan dolayı utandım. Daha çok insan var diye düşünüyorum utanılacak, yerin üstünde, hatta yerin altında.

            Yazılarımı okuyanlara, inceleyenlere veya bir yapıtta toplamak fırsatı bulduğum takdirde, gelecekte okuyacaklara, anne tanımlaması ile ilgili bir açıklamada bulunmak istiyorum.

            Çocuk dünyaya getiren tüm kadınlar elbette annedir. Çocuğu olmayan, ancak, çocuk, insan, doğa ve hayvan sevgisi taşıyan, şiddetin her çeşidine karşı olan tüm kadınlar benim için kutsaldır, annedir, gönül annesidir. Aslında, canlı veya cansız gibi görünen tüm varlıklar kutsaldır.

            Bu nedenle, anneler derken, kadınları, “anne olanlar veya anne olmayanlar” şeklinde ikiye  ayırmadığımın bilinmesini dilerim.

            2021 yılında  basılan ve dağıtımı ücretsiz yapılan “ Anneler ve Gözyaşları” isimli kitabımın üst başlığı şöyle diyor. “Uluslararası Sözleşmelerin Aydınlığında Dünyadaki Annelere Tarihin En Uzun Mektubu.” Kitap, gerçekten tarihin en uzun mektubu, 368 sayfa.

            Kapağın alt başlığında ise “ Sevgi, Saygı, Hoşgörü, Dostluk ve Barış İçin Her Zaman ve Her Yerde Birlikte Olmalısınız” diyorum.

            Kitabımda, uluslararası sözleşmeleri hazırlayanları, görüş katanları ve imzalayanları “kahramanlar” olarak yorumladım.

            Kitabımın iç kapağında ise umutla, inanarak ve güvenerek şöyle bir başlıkla seslendim annelere, gönül annelerine, şiddete karşı olan kadınlara.

            “İnsana, Hayvana ve Çevreye Yönelik Şiddete, Acılara ve Gözyaşlarına Sizler Son Verebilirsiniz.” Evet, acılara, kan dökülmesine ve gözyaşlarına ancak annelerin, erkeklerle birlikte, dayanışma içinde olmaları son verebilir. Anneler olmadan asla.

            Bu kitabı yazmak ve ücretsiz dağıtmakla, hatta dağıtmayı sürdürmekle yetinmiyorum.

            Şiddetsiz Toplum Derneği’ndeki tüm çalışmalarımda ve katıldığım etkinliklerde, anneleri, köyden kente, kentten ulusal ve uluslararası düzeye kadar örgütlenmelerini öneriyorum. Dernek, federasyon, konfederasyon veya kendilerinin uygun göreceği, haklara dayalı ve yasalara uygun bulacağı bir yapıda. Bir öneride daha bulunuyorum, zorunluluğuna ve yararlarına inanarak. Şiddete karşı, sevgi ve dostluktan yana olan anneler, sevgi ve dostluktan yana olan erkeklerle birlikte örgütlenmeli, çocuklarının   kanlarının, kendilerinin gözyaşlarının akmaması için.

            Elbette, ülkemde ve Dünya’da, şiddetten uzak, gönüllü ve demokratik kadın hareketleri ve örgütlerinin sayısı az değil. Hepsini alkışlıyorum.

            Yazımın başlığı “Bir Anne veya Anneler Bekliyorum.”

            Geçmişteki yazılarımda ve konuşmalarımda annelere yaptığım, belki de en önemli önerimi yinelerken, gerçekten bir veya birden fazla anneyi bekliyorum, şiddetsiz mücadelenin önderliğini yapması veya yapmaları için.

            Çocukların kanlarının, annelerin gözyaşlarının akmaması için, sevgi ve dostluktan yana olanların birlikte hareket etmesi gerekir.

            Bu büyük hedefin gerçekleşmesi  için anne veya anneler önderlik etmelidir. Dünyaya erkek olarak gelmiş bir insanım. Önerim konusunda önderlik yapacak anne ve annelerin yanında yer almaya çoktan hazırım.

            Dünyayı, sevgi ve dostluktan beslenen bir cennet haline getirmenin önderliğini yapacak anne veya annelerin ilk aşamada Türkiye’den çıkmasını bekliyorum.

            Haydi, ülkemin sevgili anneleri, haydi gönül anneleri!..