Ankara’da Fişek Enstitüsü Çalışan Çocuklar Bilim ve Eylem Merkezi Vakfı…1997 yılında kurulan Vakıf, Prof. Dr. Nusret H. Fişek’in (1914-1990) Türkiye’ye ve insanlığa kazandırdığı toplum hekimliği felsefesini zenginleştirerek ve besleyerek yaşatmak amacını taşıyor.
Vakfın başkanlığını, çok erken yaşta aramızdan ayrılan Prof. Dr. Gürhan Fişek’in eşi, gazeteci, yazar ve kadın hareketi gönüllülerinden Oya Fişek yürütüyor.
Prof. Dr. Nusret H. Fişek’in oğulları Prof. Dr. Kurthan Fişek (1942-2012), Prof. Dr. Gürhan Fişek (1951-2017) ve Oya Fişek’i tanımaktan, bazı önemli etkinliklerde, ülkemiz için onlarla birlikte olmaktan onur duyuyorum.
2008 yılında, Vakfın Başkanı Prof. Dr. Gürhan Fişek’ti. Ben de Türkiye Gençlik Federasyonu Genel Başkanı idim. Vakıf, Federasyon ve Çankaya Belediyesi iş birliğinde “Şiddete Karşı Düşünce Ortamı Sempozyumu” düzenlendi. Sempozyum aynı isimle kitaplaştırıldı.
Yazımın başlığı, Ülkemiz adına utandıran, acı ve kaygı veren bir konudan, örgütlü kötülüğün yaptığı cinayetleri belgeleyen Vakfın kitabından esinlenerek belirlendi. Vakfın, 3 Kasım 2011 tarihinde düzenlediği ve 2012 yılında kitaplaştırdığı “Düşünce Ortamı” etkinliğidir, esin kaynağım.
Kitabın başlığı şu. Beyin Gücü Mezarlığı: TÜRKİYE.
Kitabın kapağında, büyük çoğunluğu, örgütlü kötülüğün işlediği cinayetlerle yitirdiğimiz cumhuriyet, demokrasi ve laik Türkiye kahramanlarının, haklara saygılı, yalanlara, uydurmalara, adaletsizliğe, yoksulluğa, ayırımcılığa ve şiddetin her türlüsüne şiddetsiz yöntemlerle karşı çıkanların fotoğrafları var. Tam 114 kahraman, yurtsever.
Kapakta fotoğrafları bulunan, örgütlü kötülüğün silahlı saldırılarından korunabilmiş Cumhuriyet ve Demokrasi kahramanlarının bir bölümü ise bedenlerinde gördükleri işkencelerin, çektikleri acıların ve haksızlıkların izleri ile göçtüler yerin üstünden, toprağın altına.
Çoğu farklı yerlerde yatıyor, bazıları aynı mezarlıkta, bazıları birbirlerine yakın veya yan yana. Ancak, tümü, evimiz dediğimiz Türkiye’de, kocaman bir beyin gücü mezarlığında.
Aslında, örgütlü kötülüğün cinayet, katliam ve diğer şiddet türlerini üretmediği bir ülkenin bulunduğuna asla inanmıyorum. Dünya, tam anlamıyla kocaman bir beyin gücü mezarlığı.
Türkiye dahil, Dünya’da, örgütlü kötülüğün kıydığı, kadın veya erkek; Cumhurbaşkanlarının, başbakanların, devlet başkanlarının, siyasetçilerin, milletvekillerinin, gazetecilerin, yazarların, hukukçuların, yargıçların, savcıların, sanatçıların, iş insanlarının, ileri yaşlıların, gençlerin, çocukların, bebeklerin toplam sayılarını biliyor muyuz? Kaç kişinin ismi var aklımızda, tümünü söyleyebilir miyiz? Olası mı böyle bir bilgiye ulaşabilmek veya isimleri akılda tutabilmek, hatta yapıtlara sığdırabilmek?
Doğal ömrünü tamamlamadan, ileri yaşlara varmadan, kültürümüzdeki anlatımla yaşlanmadan ölen her insan elbette toprağa, farklı mezarlara verilir, ancak, aslında “Beyin Gücü Mezarlığı” denir, doyasıya yaşamadan öldükleri, öldürüldükleri ülkelere.
Örgütlü kötülüğün, savaşların, işgallerin, iş veya trafik kazalarının yaşamdan kopardığı, yerin üstünden yerin altına bıraktığımız her can beyin gücüdür. O ülke ise “Beyin Gücü Mezarlığı”dır.
Ülkemizde, çok sık yaşadığımız erkek şiddeti ile yaşamdan koparılan kadınlarımızı, çocuklarımızı, sadece kara toprağa vermiyoruz, beyin gücü mezarlığına da teslim ediyoruz, gözyaşları, ağıtlar, hıçkırıklar ve dayanılması çok zor acılarla, utançlarla.
“Beyin Gücü Mezarlığı: Türkiye” kitabı 2012 yılında basıldı. Ondan sonra da çok insanımızı, örgütlü kötülüğün kurbanı olarak toprağa ve beyin gücü mezarlığına verdik.
Suçlular ve cezalar? Binlerce cinayetin tamamen aydınlandığına, tüm suçluların yakalandığına ve hukuktaki karşılığı olan cezaları aldıklarına inanmıyorum. Bir tanesine bile inanmıyorum.
Şimdi yazımın başlığına geliyorum.
Beyin Gücü Mezarlığı: Türkiye…21 Ağustos 2024 tarihinde, Diyarbakır’ın bir köyünde, örgütlü ve vicdansız kötülüğün vahşice katlettiği 8 yaşında bir melek çocuk Narin…O da toprakta, ancak, ayrıca “Beyin Gücü Mezarlığında” yatıyor. Toprağa verilirken beyaz gelinlik kondu yanına. Bir kız çocuğu, o kültüre, kanımca kültürsüzlüğe göre büyüyünce gelin olacaktı.
Oysa…Belki öğretmen, belki bilim insanı, belki milletvekili, belki bakan, belki başbakan, belki cumhurbaşkanı, belki hukukçu, belki gazeteci, belki çiftçi,
belki hayvan hakları savunucusu, belki doğa ve çevre hakları savunucusu, belki insan hakları gönüllüsü, belki sanatçı, belki sporcu, belki sevgi, dostluk ve barış elçisi, belki dünya annelerini, kadınlarını, erkeklerle dayanışma içinde, insana, hayvana ve doğaya yönelik şiddeti durdurmaya yönlendiren bir önder, bir kahraman olacaktı.
Neden, bazen NOW Haber’den fotoğraf kullanıyorum. Haber metni ile görsel arasında harika bir uyum var NOW Haber’de. Böylesine etkileyici bir şekilde hazırlamayı ve sunmayı başaran her yaştaki genç arkadaşlarımızı, meslektaşlarımızı sessizce alkışlıyor ve kutluyorum.
Bu satırların yazarı olarak, gazete veya televizyonların yandaş veya karşıt şeklinde nitelenmesini doğru bulmuyorum. Gazete gazetedir, televizyonda da televizyondur, gazeteci ise sadece gazetecidir, benim için.
Beyin Gücü Mezarlığı Türkiye’de 8 yaşında bir de çocuk, Narin yatıyor. Hatta çok sayıda kıyılan çocuk, melek insan var.
NOW Haberin iki görseline başka ne ekleyebiliriz ki.
Bakalım birilerinin kesinlikle bildiği gerçeklere, ancak gerçekten gerçeklere ulaşılabilecek mi, gerçekler toplumla eksiksiz paylaşılabilecek mi, hukuktaki en ağır karşılıklar verilebilecek mi?
Yoksa?